Burun botoksu, genellikle burun şeklinden memnun olmayanların yaptırdığı ameliyatsız bir estetik işlemidir. Burun ucu düşüklüğü olan veya kemerli burna sahip olan kişiler genellikle buruna dolgu yaptırmayı tercih ederler. Peki dolgu burun estetiği nedir, nasıl yapılır?
Burun Dolgusu Nedir?
Burun dolgusu cerrahi bir işlem gerektirmeden, hyalüronik asit içeren dolguların enjeksiyonu ile yapılan bir burun şekli düzeltme işlemidir. Yapılan bu işlemden sonra burun dolgusu öncesi sonrası güzel ve kişinin istediği gibi bir fark ortaya çıkar. Burun dolgusu fiyatları ise diğer ameliyatlı işlemlere bakılarak daha uygun diyebiliriz.
Buruna dolgu yapılmadan önce kişi ile konuşularak işlem yapılacak bölge belirlenir. İşleme geçmeden önce ise belirlenen bölgeye anestetik krem sürülür ve yaklaşık yarım saat süre geçmesi beklenir. Hijyenik ortam ve uyuşuk bölge hazırlanınca bu tür işlemlerde kullanılan hyalüronik asit iğnelerle ilgili bölgeye enjekte edilir. Enjekte işlemi sonra burna istenilen şekil verilir ve işlem tamamlanır.
Dolgu Burun Estetiği Kimlere Yapılır? Etki süresi ne kadardır?
Dolgu burun estetiği 18 yaşını doldurmuş her bireye yapılabilmektedir. Fakat şunu belirtmeliyiz ki kalıcı burun dolgusu isteyen kişiler için bu estetik çeşidi uygun değildir. Çünkü burun botoksu etki süresi bir iki ay ile sınırlı kalıyor. Burun dolgusu yaptıranlar eski burun şekline geri dönmemesi için sıklıkla bu estetik işlemini tekrar yaptırmalılar.
Burun dolgusu estetiği, ameliyat sürecinde bulunmak istemeyenler için avantajlı olan, cerrahi müdahale olmadan yapılabilen bir estetik operasyonudur.
Burunda bulunan eğrilik, kaza sonucu oluşan yamukluk veya istenmeyen kemer oluşumları için kısa ve basit bir çözümdür. Kişi 10 dakika içerisinde bu oluşumlardan kurtulabilir.
Burun dolgusu fiyatları estetik işlemleri arasında daha uygun ve ekonomiktir.
Kısa sürede yapılan dolgu işlemi eğer kişi tarafından beğenilmez ise eski şekline geri döndürülebilme imkânı mevcuttur.
Burun dolgusu dezavantajları;
Dolgu burun estetiği kalıcı değildir. Enjekte edilen dolgu malzemesine göre estetiğin etki süresi değişkenlik gösterebilir.
Büyük bir değişim sonucu isteniyorsa eğer burun dolgusu yeterli olmayacaktır. Örneğin burun küçültmek isteyen bir kişi için buruna dolgu estetiği iyi bir sonuç çıkarmaz.
Verdiğimiz bilgiler kapsamında, burnunda eskiye nazaran daha hoş bir görünüm oluşturmak isteyenler ve bunun için ameliyat olmak istemeyenler var ise adresleri burun botoksu olacaktır. Bu işlemi gerçekleştirmeden önce kalıcı olmadığını hatırlatmak isteriz.
Nuxe Yaşlanma Karşıtı Serileri, ilk yaşlanma belirtilerinden yerleşmiş derin çizgilere kadar her cilt tipinin ve yaşın ihtiyaçlarına cevap verirken, geniş ürün skalasıyla etkili bir anti-aging (yaşlanma karşıtı) deneyimi sunuyor.
Fransa’nın 1 numaralı dermokozmetik yaşlanma karşıtı markası NUXE, ürünlerinin içeriklerinin yanı sıra her yaş ve cilt tipine göre uyumluluğunu geliştirmeyi sürdürüyor. İlk yaşlanma belirtileri için geliştirilen Crème Prodigieuse® Boost serisi geçen sene yenilenen formülüyle Global Anti-Aging serisinin en genç üyesi olarak öne çıkıyor. Merveillance® Expert ise hem formülüyle hem de cam kavanozlarıyla 2019 yılında yenilendi. Daha olgun ciltler için geliştirilen seri, gözle görünür çizgilerle savaşırken cildi sıkılaştırıyor.
Yerleşmiş çizgiler ve sıkılığını kaybetmiş ciltler içinse Nuxuriance® Ultra serisi içerisindeki Bi-floral® hücreleriyle, 12 saat boyunca hücrelerin daha hızlı yenilenmesini sağlıyor. Böylece cildin yoğunluğu, sıkılığı ve nemi artıyor.
Daha ileri seviyedeki yaşlanma belirtileri için NUXE’ün en yeni serilerinden biri olan Nuxuriance® Gold mutlak yaşlanma karşıtı bir bakım sunuyor. Nuxuriance® Gold serisi, hücre yenilenmesinin zamanla yavaşlamasının, lipid üretiminin düşmesinin ve cilt mikro-dolaşımının azalmasının etkileriyle mücadele ediyor. En olgun ciltlerde dahi etkili bir yaşlanma karşıtı bakım sunuyor.
Crème Prodigieuse® Boost – İlk Yaşlanma Belirtileri
Crème Prodigieuse® Boost, 25-39 yaş aralığında maruz kalınan stres, yorgunluk ve şehir yaşamının getirdiği dış̧ etkenlerin zararlarına karşı geliştirilmiş çok amaçlı düzeltici bir seri. Bir günü 48 saatmiş gibi yaşayan kadınlar, günün koşuşturması içinde hayattaki her anın tadını çıkarmak istiyor. Bu yoğunlukta oksidatif stresin, hücresel stresin ve kolajen hasarının saldırısı altındaki cilt ise adeta patlamaya hazır bir bomba haline geliyor. Çözüm olarak Crème Prodigieuse® Boost’un formülünde anti-oksidan flavonoller açısından zengin yasemin çiçeği, kolajen sentezlenmesini hızlandıran yüksek düzeyde aktif molekül bileşenine sahip aynısefa çiçeği ve hücre yenilenmesini destekleyen Riboz (hücresel şeker) bulunuyor.
Seride kuru ve yağlı ciltler için çoklu düzeltici gündüz kremi, enerji veren onarıcı konsantrasyon, göz çevresi bakım kremi ve gece balsamı yer alıyor. Ayrıca seriye yeni katılan “5’i 1 Arada Pürüzsüzleştirici Baz”, cildinizdeki kusurları belirsiz hale getirirken ciltteki parlaklığı alıyor, kusurları örtüyor ve makyajsız ciltte pürüzsüz bir bitiş sağlıyor.
Merveillance® Expert – Yerleşik Mimik Çizgileri
Merveillance® Expert serisi, yerleşik mimik çizgilerini hedef alırken aynı zamanda gözenekleri sıkılaştırmaya ve cildin gerginliğini geri kazanmasına da yardımcı oluyor. Gün güzeli çiçeğinden elde edilen Oleoaktifleri® içeren bu anti-aging bakım kremi, ilk kullanımdan itibaren çizgilerin görünümünde düzelme sağlayarak cildi nemlendiriyor. İçeriğindeki plankton polisakkaritleri ile 8 saatten daha uzun süreli bir lifting etkisi sağlıyor ve cildi sıkılaştırıyor.
Seride kuru ve yağlı ciltler için gündüz kremi, gece bakım kremi, göz çevresi bakım kremi ve onarıcı serum bulunuyor. 8 saat boyunca sıkılaşma çalışmalarını devam ettiren Merveillance® Expert Serum, yerleşik mimik çizgilerini gözle görünür oranda azaltıyor.
Nuxuriance® Ultra – Yoğun Yaşlanma Karşıtı Bakım
NUXE Laboratuvarı tarafından geliştirilen Bi-Floral® hücreler, safrandan elde edilen moleküllerin begonvil hücrelerine enjekte edilmesiyle oluşturuluyor. Formülün uzun süreli bir etki sağlayabilmesi de bu hücreler sayesinde gerçekleşiyor. Hücre yenilenmesinin gerçekleştiği epidermisin temelini hedef alan bi-floral hücreler, 12 saat boyunca nüfuz ederek epidermal hücrelerinin metabolizmasında uzun süreli etki sağlıyor. Nuxuriance® Ultra teknolojisi, araştırmalara göre hücre yenilenmesini %34 oranında artırıyor. Ayrıca hedefe yönelik etki için NUXE Ar-Ge Laboratuvarı, fibroblastların çalışma özelliklerini geliştirerek cildin yoğunluğunu, tonunu ve sıkılığını artıran çavdar içeriğini geliştirdi. Bu kompleks aynı zamanda yeniden dolgunlaştırma ve yapılandırma gücüyle kuru cildi besleyen ve rahatlatan Shea yağı içeriyor.
Seride besleyici gündüz ve gece kremi, göz ve dudak çevresi bakım kremi, onarıcı serum, 20 SPF içeren gündüz kremi, el ve vücut kremi bulunuyor.
Tam kapsamlı yaşlanma karşıtı ürünler sunan Nuxuriance® Ultra serisindeki yaşlanma ve leke karşıtı el bakım kremi, daha yumuşak ve sıkı bir cilt sağlarken el üzerindeki yaşlanma lekelerini de gözle görünür oranda azaltıyor.
Nuxuriance® Gold – Güçlendirici & Besleyici Yoğun Yaşlanma Karşıtı Bakım
Daha önce Nuxuriance® Ultra serisinde kullanılan, safran çiçeği hücrelerinin begonvil hücrelerine aşılanmasıyla elde edilmiş NUXE patentli Bi-Floral® hücreler, Nuxuriance® Gold serisinin de temelini oluşturuyor. Mükemmel bir biyo-uyumluluğa sahip bu bitki hücreleri, aynı zamanda kendi aktif element zenginliğiyle de biliniyor. (21 amino asit, 14 yağ asidi, 6 vitamin, proteinler, yağlar ve şeker). NUXE geliştirdiği çok özel ve doğaya dost bir yöntem neticesinde porselen gülü aktif moleküllerinin özünü çıkarmayı başardı ve olumlu özelliklerini maksimize etti. Bu yöntemde porselen gülünün sapı, yaprakları ve taç yaprakları önce kurutuluyor, sonrasında temel yağ asitleri açısından zengin botanik bir yağ içinde dağıtılıyor. NUXE tarafından patenti alınan Porselen Gülü Oleoaktifleri® içerisindeki 6 değerli aktif molekül (3 polifenol, 3 yağ asidi) ile en olgun ciltlerde dahi etkili bir yaşlanma karşıtı bakım sunuyor.
Seride besleyici ve onarıcı serum, aydınlık görünüm veren balsam, kuvvetlendirici balsam ve gece bakım balsamı bulunuyor. Nuxuriance® Gold serisinin Besleyici ve Güçlendirici Gece Balsamı içerisindeki Porselen Gülü Oleoaktifleri® ve Bi-Floral® hücrelerle gece boyunca cildi dolgunlaştırıyor, canlandırıyor ve gençleştiriyor.
Uzun süreli ilişkilerde cinselliğin ilk günler ve aylardaki niteliğini ya da sıklığını kaybetmesi, son derece olandır. İlişkinizde seks artık eskisi kadar yer kaplamıyor ya da keyif vermekten çıkıp monoton veya zorunlu bir faaliyete dönüşmüş olabilir. İşte uzun süreli ilişkilerde seks ile ilgili gerçekler:
Cinsel Doyum İlişkinin İstikrarını ve Refahını Artırıyor
Seks genellikle ilişkileri geliştirir, ancak ilişkideki önemi bireysel olarak çiftlere bağlıdır.
Bununla birlikte, araştırmalar, iyi bir cinsel yaşam ile mutlu ilişki arasında güçlü bir bağlantı olduğunu gösteriyor. Diğer bir araştırma, cinsel doyumun, ilişkideki iletişim sorunlarının olumsuz etkilerini bile telafi edebileceğini ortaya koyuyor. Archives of Sexual Behavior’da yayınlanan bir araştırmaya göre, dilediğinizden daha az seks yapmak, ilişkinizi daha az istikrarlı hale getirerek ayrılma olasılığını artırabiliyor.
Bütün bunların yanında seksin hangi sıklıkta tatmin edici olduğu, tamamen kişilere bağlıdır. Bazı insanlar seksle o kadar ilgilenmezler ve mutlu bir ilişkiye sahip olmak için özellikle ona ihtiyaçları yoktur. Önemli olan, sizin ve partnerinizin seks hayatınızdan ne istediğinizi konuşabilmeniz, herhangi bir tutarsızlığı kabul edebilmeniz ve her iki tarafın ihtiyaçlarının da karşılandığından emin olmanın yollarını bulabilmenizdir.
Uzun Süreli İlişkilerdeSeks Neden Azalır?
Uzun süreli ilişkilerde seks kademeli olarak azalma gösterir. İlişkide, en başta çok fazla cinsel enerji mevcuttur, çünkü yenidir ve o kişiyle fiziksel yakınlığı ilk kez keşfediyorsunuzdur. Aşık olduğumuzda deneyimlediğimiz, iyi hissettiren ve bağlanmamızı sağlayan kimyasalların yeniliği ve adeta bedenimize akın etmesi, seksin neden ilişkinin başlarında çok fazla yaşandığını açıklıyor. Bu kimyasalların akını geçtikçe, çiftler genellikle daha düşük düzeyde, daha düzenli bir arzu akışına alışırlar.
Bazen Partnerimizin Seks İstememesi Normaldir
İnsanların sekse olan ilgisi, çeşitli faktörlere bağlı olarak gelir ve gider. Bu faktörler, stres seviyesi, uyku eksikliği, hormonal dalgalanmalar, anti-depresan ya da diğer bazı ilaçların yan etkileri, ruh sağlığı sorunları, bedenimiz hakkındaki düşüncelerimiz (beden imajı) ve ilişki sorunlarıdır.
İlişki devam ederken hayat değişir, aileye yeni bir bebek gelebilir, partnerlerden biri yeni bir işe başlıyor ya da stresli bir dönemden geçiyor olabilir
Bir ilişkide bazen seks yapmak istememek de normaldir. Bunun için kendinizi ve partnerinizi yargılamayın.
Düşük cinsel istek bazen ilişkide daha başka sorunlara işarettir
Araştırmalar, cinsel doyum ile ilişki doyumu arasında çift yönlü bir ilişki bulmuştur; bu, partnerinizden memnun değilseniz, muhtemelen cinsel yaşamınızdan da pek memnun olmayacağınız anlamına gelir. Partnerlerden biri veya ikisi seksle ilgilenmiyorsa, hasır altı edilen ve ele alınması gereken bir ilişki sorunundan bahsedilebilir. Neler olup bittiğini anlamak için, konuyu açmanız ve ikinizin de ilişkinizin durumu hakkında ne hissettiğinizi konuşmanız gerekir. İyi bir ilişkiye odaklanın, çoğu zaman iyi seks de peşinden gelir.
Erkekler de düşük libido sorunu yaşayabilir
Bütün erkeklerin daima seks istediği öngörüsü, kültürel bir klişeden ibarettir. Zaman zaman birçok erkek cinsel dürtülerinde azalma yaşar.
Bazen İstemek için Başlamak Gerekir
İnsanlar arzuyu farklı yaşarlar. Pek çokları, herhangi bir fiziksel uyarılma gerçekleşmeden de seks isteyebilirken, bazılarında cinsel istek ancak fiziksel uyarılma başladıktan sonra ortaya çıkar. Bu, duyarlı arzu olarak bilinir. Duyarlı arzuya sahip olan insanlar, yalnızca fiziksel olarak uyarıldıklarında seks yapmak isterler.
Kısacası, gün boyunca istek duymamanız seksten zevk almayacağınız anlamına gelmez.
Ancak elbette ki, uzun süreli ilişkilerde bile, kimse istemediği zamanlarda seks yapmak zorunda değildir. İstemediğiniz halde yapmak, eşinizle bağınızın kopmasına ve ona karşı öfkeli hissetmenize neden olabilir. Bu da ileride daha büyük sorunlara yol açabilir.
İlişki Geliştikçe Seks Güzelleşir
Uzun süreli ilişki, arzu ve seksin azalması anlamına gerekmez. Yıllarca beraber olan birçok çift, tatmin edici bir cinsel yaşama sahiptir. Aslında, çiftler birbirini tanıdıkça cinsel hayatları da o oranda iyileşir. Birlikte yeni deneyimleri keşfederken daha rahat hissederler.
Sarışınlar, son buzul çağının sonundan bu yana popülerliklerinden hiçbir şey kaybetmedi. Araştırmalar da sarışınların dergi kapaklarında daha sık yer aldığını gösteriyor. Sarı saçın kökenleri, ikonik sarışınlar, sarı saçın enerjisi ve sarışın olmayı deneyip hayal kırıklığı yaratan ünlüleri sizin için derledik.
Teoriye göre, beyaz ırkta görülen sarı saç ve mavi gözler yaklaşık 11 bin yıl öncesine dayanan yeni uyarlamalar. Bu özelliklerin, son buzul çağının sonunda Kuzey Avrupa kabileleri arasında geliştiği düşünülüyor.
Kuzey Avrupa’nın güneş ışığına maruz kaldığı saatler, Afrika ile karşılaştırıldığında çok daha azdır. Bu nedenle, Avrupa’ya göç eden kabilelerin, deri ve saçların depigmentasyonuyla sonuçlanan bir genetik mutasyona uğradığı varsayılıyor.
Cinsel seçilim, Kuzey Avrupalılarda evrimin arkasındaki en güçlü güçlü itici güçtü. Buzun arazinin çoğunu kapladığı Kuzey Avrupa’da insanlar ete bağımlıydı. Gruplar, tarih öncesi bizon veya mamut sürülerini aramaya başladılar. Bu av gezileri tehlikeliydi ve birçok ölümle sonuçlandı. Sonuç olarak, sayıları erkekleri aşan dişiler arasında yoğun bir cinsel rekabet dönemi olduğu öne sürülüyor. Bu süreçte erkeklerin seçim yaparken rakiplerinden sıyrılan sarışınları seçtiği düşünülüyor.
Ayrıca, saç boyası bulunmadan önce, kadınlarda sarı saç, gençliğin ve dolayısıyla üreme zindeliğinin açık bir işareti olarak yorumlanıyordu.
Sarışınlar, son buzul çağının sonundan bu yana popülerliklerinden hiçbir şey kaybetmemiş gibi görünüyor. Araştırmalar da sarışınların dergi kapaklarında daha sık yer aldığını gösteriyor.
Saç Rengi ve Çekicilik
Viren Swami ve Seishin Barrett (2011) saç renginin erkeğin yaklaşımına etkisini inceledi. Aynı kadın, beş hafta boyunca haftanın üç günü Londra’daki çeşitli gece kulüplerinde farklı zamanlarda kızıl, kahverengi veya sarı saçlarla bara oturdu. Ona dans pistine bakması, özellikle flört etmemesi ve hatta bir erkekle göz teması kurmaması söylendi. Her ortamda aynı makyajı ve kıyafetleri giydi: koyu kot pantolon, beyaz bluz, siyah hırka ve kahverengi botlar. Tek fark saç rengiydi.
Sonuç? Sarışınken erkekler ona çok daha fazla yaklaştı. Saat 20:00’den sonra kendisine yaklaştığı gözlemlenen 120 erkek 18 ila 28 yaş aralığındaydı.
Sarı Saç Tutkusu
Pek çok kadın sarı saçlara özeniyor. Tüm dünyada saç rengini sarıya boyatmak için kuaför salonlarına akın edenlerin sayısı azımsanacak gibi değil. Ancak, farkında olmasalar da bazen bu yanlış bir tercih olabiliyor.
Kendi doğal saç ve ten renkleriyle uyumsuz olduğu halde sarışınlığı tercih eden kadınların çoğu, farkında olmadan daha soluk, demode, hatta daha yaşlı görünebiliyorlar.
Saç Rengi ve Enerji İlişkisi
Renk de dahil olmak üzere evrendeki her şey, bir enerji titreşimi yayar. Enerji düzeyinde ele alındığında, bu senaryoya uyan kadınlar, bilmeden daha düşük bir enerji titreşimi yaymayı seçiyorlar. Birinin enerji titreşimini test etmek için ideal bir bütünsel uygulama olan Enerji Kas Testi kasların, düşüncelerin, eylemlerin, duyguların ve nesnelerin kişiyle titreşimsel uyum içinde olup olmadığını belirliyor.
Birisi, kendisiyle uyum içinde olmayan renklerle kas testi yaptırdığında, kasları daha zayıf değerler verir, bu nedenle bu kişi dünyaya daha düşük bir enerji titreşimi yayar.
Kadınların saçlarında denediği ve kendileriyle uyumsuz olan başka renkler de mevcut, ancak saçta kişiyle uyumlu olmayan sarı rengin olumsuz etkilerinin yoğunluğu, örneğin koyu kahverengiden orta kahverengiye gitmekten çok daha belirgindir.
Herkes Sarışın Olmak Zorunda Değil!
Saçlarınız için Sarının İdeal Renk Paletinizde Olmadığını Gösteren Faktörler:
Doğal sarı saçlara sahip olmamak
Doğal kaş renginiz ile açılmış/boyanmış saç renginiz arasında önemli bir renk farkı olması
Saçlarınızı sarıya boyadıktan sonra aynaya ya da bir fotoğrafınıza baktığınızda gözlerinizin yüzünüzden çok saçlarınıza odaklanması
Yüzünüzün soluk ve ten renginizin sarı saç renginizle uyumsuz görünmesi.
Trendleri takip ederek veya beğendiğiniz bir ünlüyü taklit ederek saç renginizi körü körüne seçmeyin. Saçınıza en uygun renkleri belirleme konusunda eğitimli bir danışmandan, uzman bir kuaförden destek alın.
İkonik Sarışınlar
Maryln Manroe
Instagram @marilynmonroe
Cinsel cazibesinin vazgeçilmez bir öğesi olan sarı saçları ona dünyanın en seksi kadını unvanını kazandırdı. Efsane yıldızı hafif dalgalı şekillendirilmiş sarı saçları olmaksızın düşünmek mümkün değil!
Grace Kelly
Instagram @gracekelly_daily
Amerikalı oyuncu ve Monako Prensesi Grace Kelly, platin sarıdan daha soğuk ve doğal olan “Baby Blonde” tonunu popüler hale getirdi.
Bridgett Bardot
Instagram @hollywoodladies.321
Sharon Stone
Platin sarısı kabarık saçlarıyla tanınan bir zamanların en popüler yıldızı, kendi döneminin en çok arzulanan ve sonraki nesillerin de saç rengini ve stilini hayranlıkla taklit ettiği bir isim.
Instagram @sharonstone
Bir dönemin seks sembolü olarak hem kadınları hem erkekleri kendine hayran bırakan yıldız, sarışınlığı 90’larda yine zirveye taşıdı.
Kate Moss
Instagram @katemossagency
Kate Moss’un güneşe maruz kalmış etkisine sahip ışıltılı uzun sarı saçları ve tarzı, onu dünyanın en ünlü moda ve stil ikonu haline getirirken, tarihe şimdiden adını yazdıran sarışınlar arasında yerini aldı bile.
Madonna
Instagram @madonna
80’lerde kısa sarı saçları, çılgın ve provokatif imajı ile tanıdığımız dünyanın en ünlü kadın pop şarkıcısı Madonna,nın 1990 yılındaki Blonde Ambition (Sarışın hırsı) adlı turnesiyle birlikte sarışınlığı da tescillenmiş oldu.
Claudia Schiffer
Instagram @claudiaschiffer
Bir zamanlar podyumlarda fırtına gibi esen topmodel dünyanın en ikonik sarışınlarından biri.
Gwyneth Paltrow
Instagram @gwynethpaltrow
Güzel oyuncunun sofistike zarafeti, yıllardır değişmeyen hafif açılmış sarı saçlarıyla tam bir bütünlük içinde.
Prenses Diana
Instagram @princesdianaa
Dünyada hala ciddi bir hayran kitlesine sahip olan Lady Diana, kumlu sarı saçları ile tüm dünya medyasının peşinden koştuğu bir stil ikonuydu. Hala da modacılara ve saç tasarımcılarına ilham vermeye devam ediyor.
Güzelliğini bu kadar baskılayan, enerjisiyle bu denli uyuşmayan başka bir renk olamazdı, neyse ki bu yanlıştan çabuk döndü.
Kim Kardashian
Instagram @georgepapanikolas
Kara kaşlar ve gözlere, koyu bir ten rengine sahip olan Kardashian, saçlarını sarıya boyatmayı denediğinde bütün o egzotik havasını kaybetmişti. O da hızlıca esmerliğe geri döndü.
Rita Ora
Instagram @ritaora
Sarı saçın büyüsünden bir türlü kurtulamayan Ora, kendini bu şekilde daha çekici ve alımlı hissediyor olabilir, ama renk uzmanları aynı fikirde değil.
Rihanna
Instagram @rihhh_navyyy
Ünlü Afro-Amerikalılar arasında sarı saçları deneyenler çok. Rihanna da sarışın olmayı tecrübe etse de, güzelliğini ve cazibesini büyük ölçüde siyah saçlarına borçlu.
Jessica Alba
Instagram @looks_issue
Renk uzmanlarının, sarı saçın ten rengi ile uyumsuz olduğu konusunda hemfikir olduğu diğer bir isim de Jessica Alba.
Siz ne düşünüyorsunuz? Haklı sayılırlar, öyle değil mi?
2009 yılında İstanbul’da hizmet vermeye başlayan Türkiye’nin ilk trikolojik danışmanlık ve uygulama merkezi Akademi Saç Terapi’nin kurucuları Evrim Bayraktar ve Burcu Çayözü, saç bilimi trikoloji ile ilgili sorularımızı yanıtladı.
Trikoloji nedir? Trikologun görevi nedir? Türkiye’de kaç trikolog var?
Evrim Bayraktar: Triko aslında saç demek, trikoloji de saç bilimi olarak tanımlanıyor. Doğuş yeri İngiltere ama Amerika, Avrupa ve Avustralya’da bu işle ilgili hem medikal birimler var hem de kapsamında danışmanlığın da bulunduğu, saç bilimi uzmanı gibi tanımlarla lisans aldığınız kuruluşlar var.
Biz Trikoloji eğitimini İngiltere’de aldık. Vaka tecrübeleriyle, medikal altyapısıyla, dermatologların, cerrahların, kuaförlerin, saç uzmanlarının bilgi birikimlerini paylaştıkları iki yıllık bir eğitim altyapısı sonrasında iki yıl da vaka paylaşımı yaptık. Bu işi Türkiye’de yapmak istediğinizde, bazı etik kuralları, lisans kapsamındaki belli prensipleri yerine getirmeniz gerekiyor.
Evrim Bayraktar
Trikolog olmak için ne gerekiyor?
Evrim Bayraktar: Öncelikle dört yıllık bir üniversite mezunu ve İngilizceye hakim olmanız gerekiyor. Kuaförlük altyapısından da gelebilirsiniz. Ben ekonomi mezunuyum, Amerika’da master yaptım. Amerika’da saçla ilgili bir kozmetik firmasında staj yaptım. İngiliz bir yatırım firması Türkiye’ye gelip saç bakım merkezleri kurmak üzere yatırım yaptığında firmayla yollarımız kesişti ve bu işin eğitimini almak için Uzakdoğu’ya gittim. Biz firmaya buradaki ekibi kuracak kişiler olarak katıldık. Özel ürünlerle kepekten kaşınmaya, dökülmeden aşırı yağlanmaya, hasar görmüş saçlara kadar çok geniş bir yelpazede sorunlu saçların bakımı, danışmanlığı, yapılandırılmasını sağlayan özel bir klinik hizmet. Medikal bir çözüm değil. Eğer saç sorununa yol açan fiziksel ya da psikolojik bir rahatsızlık varsa, danışmanlarımız kişiyi medikal doktorlara yönlendiriyor.
Kuaför ve Trikolog arasındaki fark nedir?
Evrim Bayraktar: Kuaförlük aslıda saç şekillendirme tekniğine, bu alanda yetkinliğe sahip kişidir. Ama dilerse bu işi bilimsel bir temele taşıyabilir. Saç bilimi okuyabilir ki dünyada örnekleri var. Ağırlıklı olarak İngiltere’de kuaförlerin bir kısmı saçı daha iyi tanımak ve müşteriye daha iyi bir hizmet sunmak adına bu tür eğitimleri alıyor. Eğitim, çok güçlü bir medikal altyapıya sahip. Organik kimya, anatomi, beslenme, vücut sistemleri, makro-mikro besinler konusunda eğitimler alıyorsunuz. Sorunun kaynağı vücut sistemindeki bir fonksiyon bozukluğu (örneğin; tiroit, diyabet, bağırsak sorunları ya da hormonal sorunlar vb.) olabilir; o zaman kişiye kan ya da hormon testi öneriyoruz ya da beslenme konusunda destek alması gerektiğini söylüyoruz veya tüketmemesi gereken besinler konusunda uyarıyoruz. Biz, kişiye aslında süreci nasıl yöneteceği konusunda danışmanlık yapıyoruz.
Burcu Çayözü: Kuaför ve Trikolog arasındaki farkı şöyle de açıklayabiliriz. Kuaför saç deriden çıktıktan sonraki kısmıyla ilgileniyor, yani saçın kesilmesi ve boyanmasından ve saça şekil verilmesinden sorumlu. Ama trikolog saçı bir organ olarak ele alır, çünkü saç aslında deri altında da bir gözenek içerisine büyüyor ve o sistem tüm vücut sisteminden etkileniyor. Vücut oraya ne taşırsa saç onu alıyor. Trikoloji saçın deri altındaki kısmı ve vücut bütünlüğüyle olan ilişkisiyle ilgileniyor. Trikolog, saç dökülmesi, saç yapısının zayıflaması, saç uçlarındaki yıpranmalara kadar saçla ilgili bütünsel bir yaklaşım sunuyor.
Burcu Çayözü
Trikolog ile dermatolog arasındaki fark nedir?
Evrim Bayraktar: Burada temel sorun saçın hayati bir organ olarak sayılmaması. Mantar, sedef, egzama gibi çok daha hayati saç derisi hastalıkları var. Hastalık boyutu aşamasında hekim desteği alınıyor ama konu bir saç sorunu olduğu zaman saçın bu kadar yatırım alan bir duruma gelmesi son yirmi yılda gerçekleşti. Bu konuda kendini geliştirmiş bir dermatolog müdahale edebilir, ürün verebilir ama bu alana giren genel bilgi birikimi farklı. İşte burası saç bilimi: Trikoloji. Dermatologlar tabii ki trikoloji bilgisine sahipler ama trikologlar dermatologların çok üzerinde durmadığı saç problemleri üzerine uzmanlaşmış kişilerdir Hastalık boyutundaki deri altı sorunlar ve çözümü tabii ki dermatologların alanına giriyor Bir kansızlık, demir eksikliği ya da hormonal destek gereken noktada hekimin müdahalesi gerekiyor. Ancak, saçın tepki vermesi her zaman vücudun değişimiyle gerçekleşmiyor. Bazen saça topikal olarak hızlıca hareket getirilmesi gerekiyor. Doğru ürün ve bakımlar saçın metabolizmasını hızlandırabiliyor.
Trikolojik ürünler nedir?
Evrim Bayraktar: Geçirgenliği yüksek etken maddelerle formüle edilmiş olan foliküle kolayca nüfuz edebilen, hücreyi etkinliğe sevk eden ürünlerdir. Baş bölgesinde kan dolaşımının arttırılması gerekiyorsa, deri incelmişse folikülün derinliği olmaz, yağ dokusu azalmıştır. Biz folikül derinliğini buradaki hücre bölünmesini aktif hale getirdiğimiz zaman sağlayabiliriz. Bu da kan dolaşımını cilt üzerinde arttıran etken maddeleri içeren ürünlerle mümkün. Ya da genetik saç kaybınız var. Oradaki hormonsal reseptörlerin duyarlılığı yüksek, bu duyarlılığı aktif eden enzimleri bloke etmeniz gerekiyor. 5-Alfa Reduktas enzimi. Trikolojik losyonlarda bu enzimi bloke eden içerikler mevcut. Medikal alternatifler de olabilir ama bunlardaki genel sıkıntı çok güçlü baskılaması ve sürekli kullanmanız gerekmesi, sizi ürüne bağımlı kılması. Vücut fonksiyonelliğiyle paralel gitmediği sürece ürüne bağımlısınız. Trikolojik losyonlar ise deri sağlığından başlıyor. Cildin geçirgenliğini arttırmak için önce derinin sağlığını optimize ediyor. Ciltte bir egzama ya da yağlanmaya bağlı yağ blokajları varsa bunları ortadan kaldırmamız lazım ki folikül en verimli şekilde büyüyebilsin.
Kuaförlerde satılan ürünler ile trikolojik ürünler arasındaki en büyük fark nedir?
Burcu Çayözü: Trikolojik ürünlerin en büyük farkı, öncesinde bizim yaptığımız trikolojik danışmanlık. Çok farklı ve çeşitli pek çok ürünümüz var. Tek bir ürün herkeste işe yaramaz. Biz yaptığımız analizle kişinin her şeyini değerlendiriyoruz.. Kan değerlerini istiyoruz, hormonsal bir değer düşüklüğü görürsek endokronoloğa yönlendiriyoruz, kişinin hikayesini dinliyoruz; beslenmesi, stres seviyesi, kullandığı ilaçlara kadar. Kişiyi mutlaka doğru noktaya yönlendiriyoruz. Özellikle kadınlarda saç kaybı görüyorsak, mutlaka bir kan testi yaptırmasını öneriyoruz. Kan testi sonucunda vücutta bir eksik varsa, dünyanın en iyi ürününü de kullansa saç bir noktaya kadar gelebilir, daha fazla ilerleyemez.
Trikolojik ürünler geçirgenliği çok yüksek, çok özel etken maddelere sahip, hedef odaklı çalışan ürünler. 12 ürünümüz var ve her biri ayrı bir şeyi düzeltiyor. Tek bir ürünü saçkıranda da, yoğun dökülme sorununda da, genetik dökülme probleminde de kullanmaya kalktığınızda o ürün bir noktada eksik kalır. Burada önemli olan kişiyi doğru ürünle eşleştirmek.
Ayrıca ürünlerimizin en önemli özelliği, bırakıldığında örneğin; saçın tekrardan dökülmemesi. Medikal ürünlerin çoğunda problem budur. İlaçları kullandığınız sürece çok iyidir ama bıraktığınız anda saç tekrardan dökülebilir. Ayrıca yan etki yaratabilir. Mesela saçınıza sprey sıkarsınız, çenenizde tüylenme olur. Kadınlar için ciddi bir sıkıntıdır bu. Saç spreyi kalp ritminizi arttıracaktır. Taşikardi problemi olan bir kadının kesinlikle uzak durması gerekir. Bütün bu bilgilere hakim olup kişiye doğru ürünleri tavsiye derken, kaçınması gereken ürünler konusunda da danışmanlık sunuyoruz.
Evrim Bayraktar: Kuaför müşterisini tanıyordur, çoğu zaman müşterinin saçını ve ürünü tanıdığı için yaptığı eşleşme pozitif sonuç veriyor. Konu ürünün çok iyi olması değil, her ürünün her saçta aynı etkiyi vermemesi.
Trikoloji merkezine kimler, hangi ihtiyaçları karşılamak üzere geliyorlar? En sık rastladığınız sorunlar nedir?
Burcu Çayözü: Aslında kişiyi bize yönlendiren hekimler ve kuaförler de var. Biz, kadın, erkek, çocuk olmak üzere herkese ve her yaştan kişiye hitap ediyoruz. En çok rastladığımız sorunlar hormonal problemlere bağlı, genetik dediğimiz saç dökülmeleri, yoğun ve geçici dökülmeler (doğru müdahale edilmediğinde kronikleşme riski taşır) ve yağlanma, kaşıntı, kepek, egzama gibi saç derisi problemleri.
Yıllar önce tanınmış bir aktör saç problemiyle ilgili olarak bizden danışmanlık almıştı, sonra milyonluk anlaşma yaparak bir saç ürününün marka yüzü oldu. Sadece saç sorunu olanlar değil, saçla ilgili görsel bir iş yapanlar da geliyor. 40 yaşından sonra hormonal değişimlere bağlı olarak saç kalitesinde azalma olur. Uzun yıllar kamera karşısında olmayı hedefleyen biri bize gelip saçının kalitesini arttırmaya yönelik bir hizmet alabiliyor. Saçı sürekli fönden dolayı yıpranmış bir dizi oyuncusu bize geliyor, saçı toparlıyoruz. Saç bakım hizmetini terapik işlemlerle, profesyonel bir şekilde sunuyoruz.
Ödül geceleri aynı zamanda en görkemli moda sahneleridir. Ancak, en dikkat çekici ve sıradışı görünümlerin sergilendiği Grammy törenlerinin yeri daima ayrıdır. Müzik dünyasında yılın en başarılı albümlerini ve müzisyenlerini ödüllendiren Grammy Awards, her zaman kişilikleri yansıtan cesur ifadeleri gerektirir.
2021 Grammy Ödülleri’nde kadınlar için tarihi bir geceydi; çünkü en iyi ödülleri kucaklayan sanatçıların çoğu kadındı. İşte, bu yıl görünümleriyle Grammy Ödülleri’nin en çok konuşulan isimleri:
Rey Otiz imzalı seksi “Gladyatör” imajıyla sahneyi dolduran rap yıldızı, özel zırhıyla başları döndürdü. Cardi, baştan aşağı dore görünümünü, pembe altın pırlanta D’Orazio küpelerle tamamladı.
Beyoncé, 28. Grammy galibiyetiyle 63. Grammy Ödülleri’nde yeni bir rekor kırdı ve en çok Grammy kazanan sanatçı rekorunu kırdı. Schiaparelli marka siyah elbisesini sallantılı siyah küpelerle tamamlamıştı.
Turuncu Dolce and Gabbana elbisesi, elmas takıları ile kırmızı halıya kazanmaya geldiği her halinden belli oluyordu. En İyi Yeni Sanatçı ödülünü alan Stallion, 1999’dan bu yana bu ödülü kazanan ilk kadın rapçi oldu. Sanatçı ayrıca Beyoncé ile düet yaptığı Savage şarkısı ile “En İyi Rap Performansı” kategorisinde Grammy ödülünü kucakladı.
Megan Stallion’ın sahne performansı en az seksi kostümü kadar dikkat çekiciydi.
Dua Lipa
En İyi Pop Vokal Albüm ödülünü kazanan Dua Lipa, kendisi için özel olarak tasarlanan şeffaf ve kristallerle kaplı göz alıcı Versace elbisesiyle 2021 Grammy Ödülleri’ne damgasını vurdu.
Kadınsı pembe sandaletler ve Cathy Waterman mücevherleriyle eşleştirdiği büyüleyici Oscar de la Renta mini elbisesiyle geceye adını yazdıran isimlerden biri oldu. Swift, bu yıl Folklore adlı albümüyle “Yılın Albümü” ödülünü kazanarak bu ödülü üç yıl boyunca almaya hak kazanan ilk kadın şanatçı oldu.
Daima kendi kişiliğini imajına da yansıtan genç sanatçı, bu yıl Gucci sepya pembe çiçekli jakarlı gömlek ve pantolonuyla yine ilgi odağı olmayı başardı. Şarkıcı, görünümünü beyaz altın aslan başlı küpeler, çiçek motifli elmas kolye ve klasik yeşil saçlarıyla tamamladı. Billie, “Everything I Wanted” ile “Yılın Plağı” ödülünü aldı.
Saç kesimi pandemi süresince en büyük ihtiyaçlardan biri haline geldi. Ünlü-ünsüz herkes evde kendi saçını kesmeyi bile denedi. Ancak, bu teşebbüslerin pek çoğu fiyaskoyla sonuçlandı. Bu ihtiyacı gören ABD’li genç bir girişimci fırsatı değerlendirmekte gecikmedi.
COVID-19 salgını pek çok işletmenin küçülmesine sebep olurken bazı yeni iş fikirleri ve fırsatlar da doğurdu. Birçok işletme virüsün yayılmasını engellemek için kapılarını geçici olarak kapatmak zorunda kaldığında saç kesimi evde amatörce gerçekleştirilen bireysel çabalara kaldı. Bu dönemde teknoloji ve dijital medya kullanımının arttığını gören Shais Raza, saçını kestirmek isteyen ama salona gitmekten çekinenler için bir çözüm yarattı.
Raza tarafından pandemi sürecinde kurulan Boston merkezli bir şirket olan HouseCuts, pandemide saçını kestirmek isteyen ama evden çıkamayanları, kuaför ve berberlerle buluşturuyor.
HouseCuts saç kesimleri, kuaförlerin ve müşterilerin saglığını korumak adına açık havada ya da müşterinin evinde, iyi havalandırılmış bir alanda gerçekleştiriliyor. Kuaförlere ayrıca iki haftada bir Covid-19 testi yapılıyor.
Haziran 2020’de faaliyete başlayan HouseCuts, bugüne kadar kuaför ekibini büyüterek şehir genelinde yüzlerce kesime aracılık etti. Şirket, salonların kapalı olduğu süreçte kuaförlere nefes aldıran bir gelir kapısı yaratmış oldu.
Genç girişimci Shais Raza, farklı şehirlerden kuaförleri de şirkete dahil ederek kendi bölgelerindeki müşterilere hizmet vermelerini sağlamayı amaçlıyor.
Meghan Markle, Sussex Düşesi unvanına kavuşmadan önceki oyunculuk günlerinden bugüne stilinde ciddi bir değişime gitti.
Eşi Prens Harry ile birlikte Kraliyet görevlerinden ayrılıp ABD’ye yerleştikten sonra Oprah’ya verdikleri özel röportajın yankıları sürüyor. Markle’ın Hollywood’dan Kraliyet’e uzanan hikayesi eşiyle birlikte Netflix ile yaptıkları mega sözleşme sonrası Hollywood’da devam edeceğe benziyor. Bundan sonra Markle’ın imajında ve stilinde ne gibi değişikliklerin olacağı ise merak konusu.
Geçtiğimiz yıl eşi Prens Harry ile İngiliz Kraliyet Ailesi’ndeki üst düzey görevlerinden ayrılan Meghan Markle, son günlerde eşi Sussex Dükü Harry ile birlikte Oprah’ya verdikleri özel röportajla bir kez daha gündeme oturdu.
İngiltere’yi terk edip ABD’ye yerleşen çift, uzun bir süredir İngiliz tabloid gazetelerin Markle’a yönelik ırkçı yorumlarına maruz kalıyordu. Çift, Oprah’a verdikleri samimi röportajda ikinci çocuklarını (bir kız) beklediklerini duyurdu. Megan Markle ise kameralar karşısında ağırbaşlı stili ve güzelliğiyle yine göz doldurdu.
Çiftin Oprah’a verdikleri özel röportajın yankıları sürüyor. İkinci çocuğuna hamile olan Meghan Markle, röportaja Armani imzalı siyah elbisesi ve Diana’nın pırlanta bileziğiyle katıldı. Fotoğraf: Instagram @meghanmarkle_official
Attığı her adım haber olan ve gittiği her yerde takip edilen Megan Markle’ın, düşes unvanına kuvuşmadan önceki oyunculuk günlerinden itibaren stili de ciddi bir değişim gösterdi. İşte geçmişten bugüne Meghan Markle’ın stil evrimi:
2012
Fotoğraf: Instagram @meghanmarkle_official
Suits adlı televizyon dizisiyle büyük bir başarı yakalayan Meghan Markle, kariyeri umut vaat eden genç ve yetenekli bir oyuncuydu. O dönemler derin göğüs dekoltesi gibi cesur tercihler yapabiliyordu. Ten rengiyle uyumlu kırmızı elbisesi ve genelde ortadan ayırmayı tercih ettiği koyu kahverengi saçlarıyla görüntülendiği bu dönemde makyajda son yılların aksine daha koyu tonda allıklar tercih ediyordu.
2015
Fotoğraf: Instagram @meghanmarkle_official
Yandan ayrılmış hacimli saçları, nude ruju ve hafif makyajıyla dikkat çeken Markle, egzotik güzelliğini derin dekolteli gümüş rengi elbisesiyle tamamlamış.
2017
Fotoğraf: Instagram @meghanmarkle_official
Fransız Elle dergisinin fotoğraf çekimlerinden bu görüntüde daha genç bir Meghan Markle görüyoruz. Yine dumanlı göz makyajı ve bugünkünden çok daha açık kahverengi saçları gevşek ve stilli bir şekilde toplanmış. Sportif jean gömleği ışıltılı küpelerin şıklığıyla dengelenmiş.
2017
Fotoğraf: Instagram @meghanmarkle_official
Prens Harry ile birlikte kamuoyunun karşına ilk kez Toronto’da bir spor etkinliğinde çıkan Meghan Markle henüz kamuoyu baskısı ve Kraliyet kurallarıyla tanışmadan önce yırtık jean pantolonu ve spor mavi gömleğiyle ortaya koyduğu “casual” ve sade şıklığıyla, uzun süre gazetelerin manşetlerinde yer aldı.
2018
2018 yılında Prens Harry ile evlenerek Sussex Düşesi unvanını aldı. Markle’ın Givenchy imzalı gelinliği çok konuşuldu. Ensede zarif bir şekilde toplanıp ortadan ayrılmış saçları, Queen Mary’nin antika elmas Telkari tacı ve duvağıyla kusursuz bir uyum içindeydi.
2019
Meghan Markle’ın hacimli saçları 2019 yılında kızıl yansımalarla ışıldıyordu.
Kraliyet Kıyafet Kodu
Prens Harry ile evlenip Sussex Düşesi olduktan sonra pek çok kıyafet koduna uyması gerekiyordu. İnce çorap giymesi şarttı, parlak renkler, kolsuz ve straplez giysiler, üzerinde marka yazan kıyafetler, koyu oje, özellikle gün içinde tepeden tırnağa siyah giymesi yasaktı. Ancak Meghan, zevkli seçimleri ve sade zarafetiyle yeni unvanının hakkını fazlasıyla verdi. Hatta zaman zaman bu kuralları esnettiği ve kolsuz elbiseler giydiği de oldu.
Zaman zaman erişilebilir fiyatlı markaları da tercih eden Düşes, sadece, basit ve rahat giysilerden hoşlandığını ifade ediyor. Fotoğraf: Instagram @meghanmarkle_official
2020
Fotoğraf: Instagram @meghanmarkle_official
Yıllar geçtikçe rengi koyulaşan saçlarının boyu da geçtiğimiz yıl önceki yıllara kıyasla daha kısaydı. Meghan Markle, kameraların karşısına Prens William’ın eşi Kate Middleton’a kıyasla her zaman daha trendy bir stille çıkıyor. Geçtiğimiz yıl Fas seyahati sırasında sofistike bir atkuyruğu yapılmış saçları ve Gasbijoux marka küpeleriyle büyüleyici görünüyordu.
2020
Fotoğraf: Instagram @meghanmarkle_official
Meghan Markle’ın makyajından sorumlu Daniel Martin, “Benmerkezci olmadığı için insanlar ondaki ışığı görebiliyor” diyor.
2021
Fotoğraf: Instagram @meghanmarkle_official
Bu yıl Meghan Markle gerçekten de ışık saçıyor. Kraliyet görevlerinden ayrılan ikilinin mutluluğu gözlerine yansıyor. Megan genellikle olduğu gibi dumanlı bir göz makyajıyla dikkat çekiyor.
Düşük Topuzun Kraliçesi
Fotoğraf: Instagram @meghanmarkle_official
Sofistike bir görünümün sırlarından biri olan düşük topuzu yeniden popüler hale getirdiğini söylemek yanlış olmaz. Belki de düşük topuzu en iyi taşıyan ünlülerin başında o geliyor.
Erdem tasarımı yeşil elbisesi ve ceketi, esmer teniyle mükemmel bir uyum içinde.
Makyaj sanatçıları ve güzellik editörlerinin makyaj, saç ve tırnaklara dair ipuçlarını sizler için derledik. Bu güzellik ipuçları, makyajınızın bir profesyonel tarafından yapılmış ve saçlarınızın her gün kuaför salonundan çıkmış gibi görünmesine yardımcı olacak.
1. Lekesiz bir manikür için vazelin kullanın
12 Güzellik ve Makyaj Sırrı
Manikürünüzü evde yaptığınızda tırnaklarınızın kenarında oöe lekeleri kalmaması için , tırnaklarınızın bittiği ve derinin başladığı sınırın etrafına biraz Vazelin sürün ve ojenin kurumasını bekleyin, ardından ellerinizi yıkayın. Oje lekeleri anında çıkacaktır.
2. Kapatıcıyı Abartmayın
Yaygın inanışın aksine, göz altlarınızı bolca kapatıcı ile doldurmak koyu halkaları silmez, aksine çok fazla kapatıcı kullanmak doğal görünüme engel olur ve sizi daha yaşlı gösterebilir. Bunun yerine, cildinizi tamamen kapatmadan cilt tonunuza denk ince bir kat kapatıcı kullanın.
3. Yatmadan Önce Kuru Şampuan Uygulayın
Kuru şampuan, bir yere acil yetişmeniz gerektiğinde ve saçınızı yıkamaya vaktiniz olmadığında hayat kurtarıcıdır. Ancak, özellikle yatmadan önce uygularsanız, saç kuru şampuanı emer ve sabah saçlarınız yıkanmış gibi görünür.
4. Daha Yuvarlak Bir Göz İçin Göz Kalemini Aşağı Doğru Çekin
Daha yuvarlak ve daha büyük gözler için göz kaleminin ucunu yukarı kaydırmak yerine, elmacık kemiğinize doğru sürün.
5. Rujunuzu Kâğıt Mendi Kullanarak Pudra İle Sabitleyin
Gün boyunca rujunuzun bulaşmasından, lekelenmesinden veya solmasından bıktınız endişe ediyorsanız, yarı saydam bir pudra ile sabitleyin ama pudrayı doğrudan dudaklarınıza sürmeyin. Bunun yerine, bir kağıt mendil ile uygulayın. Böylece rujunuz olabildiğince uzun süre dayanır.
6. Daha Dolgun Kirpikler İçin Maskara Damgama Tekniğini Kullanın
12 Güzellik ve Makyaj Sırrı
Maskara makyaj rutininin vazgeçilmez parçasıdır. Bazen göz kalemini es geçebiliriz ama rimeli asla! Gözlerinize göz kalemi kullanmadan derinlik katmanın en hızlı yolu maskara damgalama tekniğidir. Maskaranızı kirpiklerinizin alt tarafına hafifçe bastırmak, onlara daha dolgun, daha koyu bir görünüm kazandırır, göz kalemi gibi ama daha doğal bir görünüm verir.
7. İhtiyaçlarınıza Göre Bir Allık Seçin
Doğru allığı kullanmak yüzünüz ve total makyaj için mükemmel sonuçlar doğurabilir. Toz formüller daha büyük gözeneklere sahip olanlarda daha iyi çalışırken krem allıklar ise nemli bir görünüm sunar ve daha uzun süre dayanır. Jeller güzel ve sağlıklı bir ışıltı için harikadır ancak kalıcılığı daha azdır. Allık cildinizin ışıltılı görünmesine neden olabilir, ancak yanlış renk ten renginizle çatışabilir.
8.İhtiyaçlarınıza Uygun Bir Göz Altı Kapatıcısı Seçin
Sorununuz koyu halkalar mı, şişlik mi, ince çizgiler mi? Herkesin göz altı sorunları farklıdır, bu nedenle amaca uygun en iyi kapatıcıyı seçtiğinizden emin olun.
9. Yüz Aydınlatıcısı Kullanın
Doğal görünen bir vurgu için yüz aydınlatıcısı kullanmayı ihmal etmeyin. Güzellik, sağlıklı ve ışık saçan bir ciltle eşdeğerdir.
Kirpiklere kalınlık ve uzunluk eklemek için maskara katmanları arasına biraz yarı saydam pudra sürmeyi deneyin.
11. Kıvırcık Saçlıysanız Difüzörü Deneyin
Kıvırcık saçlarınızın elektriklenmesinden usandıysanız mutlaka bir fön makinesi aparatı olan difüzörü kullanın. Saçınızı döndürerek difüzöre yerleştirmek ve alçak ısıda fönlemek ciddi bir fark yaratabilir.
12. Daha Uzun Süre Kalıcı Bir Görünüm İçin Dudak Kalemi Kullanın
Güzellik ve makyajın olmazsa olmazı rujun kalıcı olması önemlidir. Dudak kalemi, rujun gün boyu kalıcı olmasını sağlamanın en kolay yoludur. Hassas uygulama için önce kalemi keskinleştirdiğinizden emin olun ve daima rujunuza uygun bir renk seçin.
“Gelinin gerçek güzelliği damadın gözlerindedir,” derler. Yine de bir kadının o büyük günde müthiş hissetmesi için tüm gereken, müstakbel kocasının tereddütsüz hayranlığıdır. O baştan aşağıya muhteşem görünümü yaratmak, bir daha tekrarı olmayacak bir özveriyi gerektirir.