1946 yılında İtalya’da yayın hayatına başlayan Estetica Dergisi’nin ilk kapağı… Dünden bugüne tüm dünyada… Her zaman en iyi kuaför salonlarında…
Abone olmak için hemen formu doldurun, arayalım…
1946 yılında İtalya’da yayın hayatına başlayan Estetica Dergisi’nin ilk kapağı… Dünden bugüne tüm dünyada… Her zaman en iyi kuaför salonlarında…
Abone olmak için hemen formu doldurun, arayalım…
Türkiye’deki 10.yılını kutlayan Estetica Dergisi Türkiye’nin ilk ve tek uluslararası kuaförlük ve saç modası dergisi olarak okuyucularına özel bir kapakla ulaştı.
Abone olmak için hemen formu doldurun, arayalım…
1946’dan bu yana tüm dünyada; 2004’ten bu yana Türkiye’de…
1946 yılından bu yana yayınlanmakta olan Estetica Uluslararası Saç Modası Dergisi, 26 ülkede basılarak 60 ülkede 337.500 salonda okuyucularıyla buluşmaktadır.
Türkiye’de 2004 yılından bu yana faaliyet gösteren Estetica Türkiye, seçkin salonların tercihi olarak güncel saç modasını ve kuaförlük dünyasını sayfalarında yansıtmakta ve Türkiye’nin seçkin salonlarına abonelik yöntemiyle ulaşmaktadır.
Abone olmak için hemen formu doldurun, arayalım…
Anneler günü için Ventoso ile tasarladığınız saçları Ventoso fön makinesiyle #benimventosom etiketiyle paylaşın. Ventoso V8 Turbo5000 SLIMFIT kazanın.
20’nicisi düzenlenen Yuvarlak Masa’nın konusu “Kuaförlük mesleğinin algısını yükseltmek için yapılması gerekenler neler? Kuaförlüğün geleceğin “gurme aşçılığı” olması için neler yapılmalıdır?” oldu.
Bu Yuvarlak Masa’nın konusu, soru başlıklarından anlaşıldığı üzere “Kuaförlüğün prestijli meslek grupları arasında yer almasını nasıl sağlarız?” oldu. İşte yine çok samimi ve dolu dolu bir toplantının özeti…
Metin Bahçecik: Öyle bir algı oluşmalı ki gerçekten mesleği seçecek genç kuaförler daha istekli olabilmeli. Bunu itiraf etmem lazım ki 1 ileri gidiyoruz 2 geri geliyoruz. Bu da açıkçası bizi hep geriye itiyor ve hevesimizi kırıyor.
Neler yapılırsa daha iyi olur? Bu algı nasıl yükselir? Bu mesleği seçenlerle, tüketicilerle, şirketlerimizle beraber kuaförlüğün algısını nasıl yükseltebiliriz?
İş yeri sahipleri ve çalışanlar geçmişte yaşadıklarını bugün çalışanlarına yaşatmak istiyor. Böyle bir algı var. Bu artık çok klişe, çok saçma bir algı, artık bundan vazgeçmeyen salonlar ve kuaförler zaten yok olacaklar. Yeni bir jenerasyonla beraber olduklarının farkına varıp ona göre değişim sağlanmalı diyorum.
Hizmet kalitesine tüketiciler ne zaman saygı duyar? Tabii ki dünyayı takip eden, modayı bilen, işinde öncü olan bir kuaförden hizmet aldığı zaman.
Hande Aydın: Benim tarafımdan bakıldığında sektörün ve mesleğin algısının artırılması meselesi bugünden yarına olabilecek bir şey değil. Yaklaşık 10 yıldır sektörün içerisindeyim ve bu durumun 10 yıldır konuşulan bir konu olduğunu biliyorum. 10 yıldır sizin de söylediğiniz gibi bir adım ileri, 2 adım geri gidip geliniyor. Hep birlikte düşündüğümüz ve konuştuğumuz bir konu olduğunu biliyorum. Şu konuda kendimi şanslı hissediyorum ki sektördeki birçok kişi bunun farkında ve bunu kabul etmek çok önemli. O yüzden konuyla alakalı daha umutlu bakıyorum diyebilirim. Nedenleri hepimiz için farklı olabilir. Sektörün içindeki kişiler için içindeki dinamiklerden dolayı farklılıklar gösterebilir ama farkında olmak çok önemli.
Hande Aydın: Öğrenme metotları değişti. Bir de yeni neslin algıladığı şey değişti. Yani belki bir önceki jenerasyon zorluklarla motive olabiliyordu ama yeni jenerasyon rahatlıkla motive oluyor. Dolayısıyla onun için kendini iyi hissetme nedenleri değişti. Biraz bunun etkili olduğunu düşünüyorum. Yani içeride de çok zorlu bir meslek olarak tanımlıyoruz ama aslında çok kıymetli bir meslek. Duygusal olarak insanı çok tatmin eden bir meslek ve tam da bu yüzden ben yeni jenerasyonun daha çok ilgi göstereceğini düşünüyorum.
Metin Bahçecik: Belirli kişi adedini aşan salonların muhakkak temizlik görevlisi alması lazım. Bu o kadar harika bir şey ki. Size en az 3-4 tane insan eksiltiyor bir kere. 15 kişilik ekipleri olan yerlerde temizlikçi olması lazım. Bunu vurgulamamız lazım. Bu bir fazlalık değil çünkü.
Necdet Koşar: Mesela bazı salonlarda 25 kişi çalışıyor ama hala temizlik görevlisi almıyor. Biz 30 yıldır temizlik görevlisi çalıştırırız. 30 yıldır var bizim merkez salonumuzda. Bunun sebebi de aslında Metin Bey’in dediği şey çok önemli orada. Temizlik görevlisi alarak çalışanın konforunu artırıyorsun.
Necdet Koşar: Küçük de olsa büyük de olsa biz de rakiplerimize bakarak büyüyoruz. Biz de 15 kişilik bir ekiptik ama şimdi 300 kişiyiz. Küçük ekiplerle kendimizi mukayese ederek, test ederek bu işe başladık. Eskiden bir çırak, salonun içerisinde her şeyi yapıyordu. Havluları yıkıyordu, havluları seriyordu. Çayı getiriyordu, temizlik yapıyordu, tezgah siliyordu. Dükkanın bütün konforunu onlar sağlıyordu. Şu anda öyle bir şey söz konusu değil. Hiçbir çırak artık bunları yapmıyor. Dediğim gibi akşam saat 7- 7 buçukta, bizden önce çıkıp gidebiliyor. Biz en son salonu terk edenler olabiliyoruz. Bence yönetici en son çıkmalı zaten. Aslında genelleme yaptığımız zaman kendi içinde yaşadığımız salonlarda görüyoruz. Artık çok rahatlar. Temizlik yapmıyorlar. Son 10 yılda bu arttı diyebiliriz.
Erkan Güzel: Yeni jenerasyon bilgiye sahip, bilgiye erişimi çok hızlı ve donanımlı. Ben şu eklemeyi yapmak istiyorum. Belki eski nesle karşı yönetici olmak gerekirken yeni nesle karşı idareci olmak gerekiyor. Sıfatların yer değiştirmesi gerekiyor. Bu sıfatları değiştirebildiğimiz takdirde, yeni nesli sektörümüze daha fazla kazandırma imkanımız olabilir. Belki bu noktada kuaförlüğün mevcut algısından bahsetmek lazım. Nedir kuaförlerin algısı?
Uğur Bakan: Ben küçük bir örnekle başlamak istiyorum. Son L’Oréal Professionnel Business Forum için Lizbon’dayken, son kapanış yemeğine iki tane arkadaşımı davet ettim. Tek amacım, kuaförler için neler yapıldığını görmeleriydi. Arkadaşlarım o sırada orada tatildelerdi, şans eseri aynı anda oradaydık. Nasıl bir ortam olduğunu gelip görmelerini çok istedim. İkisi de 15 senedir çok yakın arkadaşlarım olduğu için yaptığım işi de çok iyi biliyorlar aslında. Geldiler ve inanamadılar. “Siz kuaförlere gerçekten böyle organizasyonlar mı yapıyorsunuz? Burada kaç tane kuaför var, 2500 tane mi kuaför var?” diye sorarak inanılmaz bir şaşkınlık içerisine girdiler.
Habip Örs: Günümüzde birçok şey bir süre sonra kötü ve yanlış olarak standart olmaya başlıyor. Dolayısıyla çoğunlukta baktığımız zaman nereden ve nasıl yetişiyorlar ve ondan sonra nasıl devam ediyorlar buna dikkat etmek lazım. Onun için iyi örnekleri göz önünde bulundurmak lazım ve denetim mekanizmalarına da bu sizlerin görevi diyerek ciddi bir yaptırım içinde olmak lazım. Bizler gerçekten ekonomik zorluklar içerisinde iyi şeyler öğrenmek ve para kazanmak zorundaydık, öyle yetiştik.
Erkan Güzel: Bu masadaki herkese bir soru sormak istiyorum: Bu algının değişmesinin sizin bugünkü ticaretinize ve işinize herhangi bir etkisi var mı? Varsa nasıl bir etkisi var?
Metin Bahçecik: Bir kere saygınlık, kalite, iyi hissetmek gibi duygular çok önemli ve tüketicinin bize bakışı. Zaten başarılı insanlarız biz, derdimiz o değil, daha çok genele bakmamız lazım, genel algı nasıl buna bakmamız lazım.
Kemal Baykar: Şimdi biz yurt dışına gittiğimizde iş dışında birileriyle sohbet ettiğimizde, mesleğimi sorduklarında ve kuaförüm dediğimde çok güzel tepkiler alıyoruz. Hatta ben şöyle bir şey yaşadım. Londra’da bir mağazada bir pantolonun fiyatını sordum 1500 pound dedi ben de çok pahalı dedim. Ne iş yapıyorsunuz dedi, ben de kuaförüm dedim. Sen almayacaksan kim alacak dedi. Algının ne kadar güzel olduğunu anlatmaya çalışıyorum.
Metin Bahçecik: Amerikan vizesi alırken kuaförler artist vizesiyle gidebilirler. Artist vizesi alıp gidiyorsun. Uzun süredir böyle.
Özhan Han: Bence kilit nokta alaylıyla mektepliyi buluşturmak. Benim salonumda şu an ortalama 20-25 kişi çalışıyor ve 10’u mektepli. Hali hazırda okuyan ve staj için gelenler de var. Aralarında inanılmaz farklar var bunu görebiliyorum. İnkar da etmiyorum. Alaylı olarak yetişen ekibin de mektepli ekipteki farkı fark ettiğini görüyorum.
Kemal Baykar: Ben salon mutfağında sofranın temiz olmasına önem veren insanım. Poşetlerin içinde yemek yenilmesinden hoşlanmıyorum. Tabağa konarak ve düzgünce yenilmesi için çaba harcıyorum.
Metin Bahçecik: Biz gazeteden ancak kurtardık, siz de poşetten kurtaracaksınız. L’Oréal Professionnel’ in en büyük şikayeti, getirdikleri posterleri masada örtü olarak kullanıp üstünde yemek yemeleriydi. Onun ne işe yaradığını düşün, bir de iş yerinde ve nerede kullandığına bak. Yani vazgeçmeyeceksin ve o poşet kalkacak.
Erkan Güzel: Son derece kapsamlı bir Yuvarlak Masa oldu ve devam edersek duramayacağımız aşikar. Tüm katılımcılarımıza samimi paylaşımları için teşekkür ediyor, bir başka Yuvarlak Masa’ da yeni konuklarla görüşmeyi diliyoruz.
Yuvarlak Masa haberinin detaylarını Estetica Dergisi 2016/2017 Kış Sayısında bulabilirsiniz.
Sarraf olmak için mücevherin ham halini iyi tanımlak gerekiyor. İşlenmiş halini satmak para kazandıracağından, sadece ticari boyutu sizi ilgilendirecektir. Yani sadece bir satıcı olursunuz. Bir satıcı ile zanaatkârın arasındaki fark budur.
Kuaförlük sektöründe insan sarrafı olmak için insanı anlamaya çalışarak, denetleyerek yetiştirmek ve insana hizmet verirken aldığınız karşılıkları iyi gözden geçirererek, onları tanımaya çalışarak hareket etmek gerekir. Aksi taktirde, kaba tabirle ''insan kullanmak'' diye bir olgu oluşur. Yani o insana değer vermeden sadece kendi çıkarı doğrultusunda iş yaptırmak, bir ürünü, hizmeti ve hatta bir gülücüğü para karşılığı satmak gibi.
Günümüzde çığ gibi gelişen teknoloji ve bu teknolojinin pazarımıza nasıl yansıdığı ve bu yansımalardan gördüğümüz zararı hiç düşündünüzmü?
Teknoloji geliştikçe hizmet sektörleri bilgisayar programları gibi sıkıştırılarak daha az saha kaplar hale getirilmekte ve sahaya daha fazla ürün yükleyebilmek için dosyalar gibi yüklenip bir müddet sonra çöpe atılmakta.
Oysa bu insanı programlamak ve kendi çıkarı için onların robotlar gibi komutsuz iş yapamaz hale getirilmesidir. Mesela bir çalışanın kendi mesleki düşüncesini yaşayamaması veya bir müşterinin istediği hizmeti alamaması gibi.
İnsanın da bir ham maddesi vardır. Beynimizin bedenimizi çok iyi yönetiyor olması sayesinde hayvanlar, bitkiler ve cisimlerden farklıyız. Yapılan araştırmalara dayalı olarak insanların % 99,9 birbirlerine benzeme özelliğine rağmen bizi birbirimizden ayıran kişisel özelliklerimiz bizi biz yapmaya yetmektedir.
Bu değerden yola çıkarsak; sabun kalıplarından veya bilgisayar programlarından oluşmadığımız için, en insani duygularımızı pazara çıkarıp satmak veya başkalarının duygu ve düşünceleriyle yetinmemizin beklenmesi, bize değer katmayacağı gibi teknolojiyi insana sakıncalı boyutlara getirecek hal alabilir.
Kuaförlük sektöründe de çalışanın kişiliğini ön pilana çakartmasını engelleyerek sadece istenildiği gibi davranmasını sağlamak, sadece öğretileni uygulamasını istemek veya eğitimi kısıtlı olarak vermek o çalışanı zedeleyecek ve giderek kalıplaşmasına neden olacaktır. Bir müşterinin saçını sadece kuaförün istediği gibi şekillendirmesi, modaya uyum sağlasın diye dayatılan modelleri istemesini sağlamak, aynı saç modeliyle dolaşan topluluklar yaratmak olacaktır. Oysa bir ağacın dalları, budakları olduğu gibi insanlarda tek bir formdan oluşmamaktadır. Doğal olarak bir kalıba sığamayacağımız gibi, sığmayan yanları yontarak bizi şekillendirmek isteyen etkenlere dur demeyi bilmemiz gerekmektedir.
Sosyal medyadan kalıplaşmış modelleri hizmet olarak sunmak, kişinin tavrına, duruşuna ve tenine uyup uymayacağını düşünmeden sunum ve satış yapabilmek adına kendini ve çalışma ekibini bu amaçlı odaklamak ne kadar doğru tartışmak gerekir. İlaç sektörünü örnek vermek gerekirse; bir doktorun iyi analiz yapmadan aynı antibiyotiği her insana yazması gibi bir durum oluşacaktır.
Bu nedenle mesleğe dair her ayrıntının eğitimini almak, kullanılmasada bir kenarda hafızanızda saklamak faydalı olacaktır. Bu sayede doğru sunumu, doğru insana uygulamakta zorlanmayacak ve hatta temel bilgilerimizi güncel bilgilerle harmanlayarak modern sunumlar olarak hizmet sektörüne faydalı, olumlu hale getirip değerli kılabilirsiniz.
Evet her insan özeldir. Her insanın kendi duyguları, huyları, giyim tarzı, zevkleri ve renkleri vardır. İnsanları tanımak ve onlara kişiliklerine göre davranmak ayrı bir sanattır. Biz bu sanata ''insan sarraflığı'' demekteyiz.
Mesleğimiz inceliği ve zerafeti insanlara uygulama sanatıdır. Sabırsız, aşırı cüretkar, dinlemeyi bilmeyen, sadece ticari boyutu ön pilanda tutan, zoraki ürün satmaya çalışan, meslek arkadaşlarını hırpalayan, onları küçük gören ve her fırsatta kendini ön pilana taşımaya çalışan bencil figürler nedeniyle gelecek nesile yansıyan yanlış olgular oluşacaktır. Eğitimli, yerine göre davranmmasını bilen insanlara da zarar verecek bu durum varolmaya devam ettiği sürece sanatın ticarete dönüşme olasılığı kaçınılmaz olur.
Müçevheri değerli kılan sadece ham maddesi değildir, Usta ve deneyimli zanaatkar insandır ona değer katan.
Ham insanı olgun insan yapan etkenler baskı ve dayatma değildir. insanı deneyim ve yaşadıkları olumlu ve olumsuz etkenler olgunlaştırır. Ham maddemizin toprak olduğunu düşünürsek, ki her cisim yine topraktan çıkmakta; verimli bireyleriz demektir. İyi verim almak için kendimizi iyi yetiştirmeli, karşımızdaki insanlara yani çalışanlarımıza ve müşterilerimize bu verimden iyi yönde faydalanabilmeleri için onların da şahsi değerlerina saygı duymalıyız. Kalıplaştırmadan, yontmadan…..
Gülgün Biçerel Uysal
Etle tırnak gibi: Hakan Köse ve Cemil İrez. Hem Hakan Köse denince anılan ve hem de bir o kadar tanınan bir isim . Eğitimleri için eğitimci değilim meslektaşlarımla bilgilerimi paylaşıyorum diyecek kadar mütevazi… Kişisel ve mesleki gelişimi için kendine yatırım yapan bir isim: Cemil İrez ile kuaförlüğe bakış açısını ve planlarını konuştuk.
Kuaförlüğe nasıl başladınız?
Kuaför olmayı hedeflememiştim her yaz bir iş deniyordum. Buzdolabı tamirciliği, araba kaporta boyacılığı, mobilyacılık işlerinde çalıştım. Daha sonra kuaför sektörüne girdim. Annem beni küçükken kuaföre getirirdi, onu beklerken o kadar sıkılırdım ki gidip çalışayım belki keyifli olabilir diye düşündüm. Diğer işlere göre daha temiz, daha yaratıcı işler çıktığını gördükten sonra okulu bitirdikten sonra kuaför olmaya karar verdim. İşe Mersin’de başladım. Daha sonra İstanbul’a geldim.
İlk ustanız kimdi?
Mersin’de Kemal Vedat’da başladım, İstanbul’a geldim. Diba’da çalışmaya başladım. Orada Hakan Köse ile çalıştık. Hakan Bey ile yolumuz bugüne kadar devam etti. 18 senedir Hakan Bey ile beraberim.
18 yıl çok uzun bir süre. Nasıl bu kadar uzun süredir berabersiniz?
Hakan Bey her zaman bana bir abi gibi yaklaştı. Bu da beni çok mutlu etti. Benim ilham kaynağım Hakan Köse’dir. Her şeyi ondan öğrendim. İstanbul’a geldiğimde bildiğim her şeyi unuttum. Sıfırdan başladım. Sadece mesleki olarak değil benim hayata bakışımı değiştirdi. Kişisel gelişim, ruhani olarak kendindeki birçok şeyi bana aşıladı aslında. Hep birbirimize açık olduk. Hakan Beyin bana söylediği her şeyi can kulağıyla dinledim. Onu her zaman dört gözle seyrettim. Bunu böyle yapma dediğinde hiç bozulmadım, yaptığım şeyi değiştirdim. Ne diyorsa yaptım. Onun gibi meditasyon yapıyorum. İnzivaya çekiliyorum. Kişisel gelişim seminerlerine gidiyorum kendimi tanımak için çünkü kendinizi tanıdıkça başkalarını da tanıyabiliyorsunuz. Diksiyon kursuna gittim. Bana kitap tavsiye ettiğinde o kitabı okudum. Cemiz İrez markasını yarattıysam onun sayesindedir.

Hakan Köse Londra’ya gidiyor. Neler hissediyorsunuz?
Benim için çok zor bir durum. Onun desteğinin arkamda olduğunu bilmek benim için ayrı bir şeydi. Başım sıkıştığında dönüp danışacağım biri vardı. O yokken burada kendimi yalnız hissediyorum. Organımın biri şu anda olduğu yerde yok gibi. Arkamda olduğunu, kalbinin benimle olduğunu biliyorum. Onun bana bıraktığı bayrağı da taşımak için çabalayacağım.
Sizin idolünüz kim?
Benim en büyük idolüm Hakan Köse’ydi. Kendine kattığı değerlerle beni en çok etkileyen Hakan Köse’ydi. Angelina Seminero’ya bayılıyorum. Çok başarılı buluyorum. Hayal gücünü çok iyi kullanıyor. Avangard kategoride çok beğendiğim biridir. Türkiye’de Davines’in bir etkinliğinde Backstage’de beraber çalışmıştık.
Siz kendinizi nasıl bir kuaför olarak tanımlıyorsunuz?
Ben öğrenmeye açık biriyim. Yolun başındayım. Bu işin sonu yok. Hızlı değişen bir iş bizimki. Sabah uyandığınızda yeni bir şey çıkmış oluyor.
Siz eğitim de veriyorsunuz…
Ben eğitmen değil bir öğrenciyim. Her gün yeni bir şeyler öğreniyorum. İyi bir paylaşımcı da olmaya çalışıyorum. Bildiklerimi paylaşmayı seviyorum. Eğitmen olmak için her gün araştırmak, çok iyi bir konuşmacı olmak gerekiyor. Birinin eğitmenim diyebilmesi için iyi bir donanıma sahip olması lazım.
Peki bilgilerinizi kimlerle paylaşıyorsunuz?
L’Oréal Professionnel-Matrix ile beraber yaptığım birkaç paylaşım oldu. Yeni koleksiyonlarını kendi yorumlarımı katıp, kendi kullandığım tekniklerle meslektaşlarımla paylaşıyorum.
Şovlara katılıyorsunuz, meslektaşlarınız ile paylaşım yapıyorsunuz, eğitimlere katılıyorsunuz. Zamanı nasıl yönetiyorsunuz?
Şovları seyretmek, eğitimlere katılmak benim için olmazsa olmaz. Şovların, eğitimlerin tarihleri belli olduğu an kendimi kapatıyorum. Hiçbir işi kabul etmiyorum. Çünkü şovlar, eğitimler beni iyi hissettiriyor. Yeni bir şeyler görmek, yeni insanlarla tanışmak, insanların neler ürettiğini görmek bana yenilik katıyor. Dolayısıyla ben de kendimi besliyorum. Londra’ya gitmeyi çok seviyorum. Sokakta yürürken bile eğitiliyorsunuz. Alternative Hair Show’dan çıktığımda bazen gözlerimin dolduğunu hatırlıyorum niye biz de bu noktada değiliz diye düşünüyorum. Bence her kuaförün şovlara, eğitimlere katılması gerekiyor. İnsan biraz ufkunu açmalı. Bazı kuaförler şovlarda gördüğümüz modelleri ülkemizde yapamayacağımızı söylüyor fakat bence biz gördüklerimizi kendimize göre uyarlamalıyız.
Aldığınız sertifikalar?
2001’de Visagisme, 2002’de Revlon Kesim & Renklendirme, 2004’de Michel Mercier Look & Learn Kesim – Renklendirme , 2005’de L’oreal İşletmecilik , 2010’da Total Look, 2013’de Visagisme C. Juillard sertifikası aldım.
Kuaförlük sektöründe dünden bugüne neler değişti?
Kuaförlüğün özel, yaratıcı bir iş olduğunun herkes farkına vardı. Ama yaratıcılık yetmiyor. Altyapınızın da sağlam olması gerekiyor. Çok iyi saç kesebilirsiniz ancak iyi bir iletişiminiz yoksa onu sunamazsınız. Çok iyi boya yapabilirsiniz, o boyayı nasıl kullandığınızı, nasıl bir yol izleyeceğinizi anlatamazsanız ve çok iyi bir dinleyici değilseniz müşterinin ne istediğini anlamazsınız, doğru kesimi, doğru renklendirmeyi yapamazsınız. O yüzden iyi bir dinleyici, anlatıcı olmak lazım. Yeni jenerasyon ile birlikte insanlar kendini daha iyi ifade edebiliyor. Artık kuaför olmak isteyenler için meslek liseleri ve üniversiteler var. Daha donanımlı insanlar geldikçe sektör daha çok gelişecek. Son yıllarda AKD’nin de katkılarıyla ciddi bir yol almaya başladık.
Kuaförlüğün ortak sorunu nedir?
Eğitimler daha profesyonel bir şekilde yapılmalı. Mesleki eğitimleri belki çok fazla alıyoruz ama insan önce kendi içini eğitmeli. Psikolojik olarak eğitilmeliyiz ki bize gelen müşteriyi daha iyi anlayabilelim. Buraya çok donanımlı insanlar geliyor, dolayısıyla kendinizi o donanıma getirmedikçe başarılı olmak, karşımızdakini anlamak çok zor. En büyük sorun bence içsel eğitim. İçsel eğitiminizi tamamladıktan sonra zaten mesleki eğitimi bir şeklide alıyorsunuz.
Eleman bulmakta zorluk çekiliyor mu
Eskiden okumayan birine kuaför ol derlerdi ama şimdi öyle bir durum söz konusu değil. Şu anda kaliteli eleman bulmak zor ama okulların desteğiyle bu daha iyi seviyeye gelecek. Artık çalışan sayıları azalacak. Eleman sayısı azalacak. Böyle olursa daha kaliteli işler çıkacağına inanıyorum.
Branşlaşma 5 sene önce nasıldı? Şimdi nasıl?
Şimdi coloristler olmaya başladı. Eskiden bir kuaför saç da kesiyordu, boya da yapıyordu, topuz da yapıyordu, şimdi yavaş yavaş branşlaşma başladı. Kesim yapan sadece kesime odaklanmaya başladı. Renk yapan renklendirmeye odaklanmaya başladı. Ne kadar kendinizi tekrarlarsanız o kadar uzmanlaşabilirsiniz. O zaman ekip çalışmasıyla çok daha başarılı işler çıkacaktır.
Kuaförlüğün geleceği ?
Çok açılan salon var, daha kısıtlı çalışan var. Artık herkes bu işte daha bilinçli ilerleyecek. Kuaförlük yurtdışında çok iyi bir noktada. Türkiye’de de ilerleyen yıllarda kuaförlük çok saygı duyulacak bir noktaya gelecek.
Meslek Liseleri?
Okulda öğrenip, saçın altyapısını bilmek, saçın içindeki proteinleri, keratinleri bilmek bence büyük önem taşıyor. Meslek okulları bunun için çok faydalı. Alttan okumuş ve bilinçli bir toplum geliyor. Bize asistanlık yapacak kuaför adayları için de bizim için de müthiş bir şey. Ne kadar iyi donanımlıysa, o kadar iyi servis verecektir.
Size Meslek Liseleri’nden gelen oluyor mu?
Part time olarak geliyorlar. Stajlarını burada yapıyorlar. Memnun kalırsak da ileride beraber çalışıyoruz.
Müşterilerinizle aranızda olan iletişim nasıl?
Onların hepsi bizim misafirimiz, hepsini tek tek anlamaya ve gözlemlemeye çalışıyorum. İletişim becerilerimi geliştirmek için birçok eğitim alıyorum. Onları beklentisini anlamaya çalışıyorum. Hakan Bey’den öğrendiklerimi hayata geçirmeye çalışıyorum. İnsanlarla iletişim halinde olup, onları analiz etmeyi ve gerçekten ne istediklerini bulmayı seviyorum.
En çok sevdiğiniz işlem hangisi?
Kesimi, renklendirmeyi, toplam görünümü çok seviyorum. Doğru kesim ve doğru renk birbirini tamamlıyor. İkisini de çok seviyorum. Bu iş benim için ibadet gibi; kendimi çok iyi hissediyorum işimi yaparken. İzin günlerimde bile gelip salonda çalışıyorum. Çalışmak beni motive ediyor. Bir şeyler üretmeyi çok seviyorum. Yeni bir şeyler yaratmak karşı tarafı da mutlu ettiği için daha çok mutlu oluyorum.
2017 kesim ve renklendirme trendleri için neler söyleyeceksiniz?
Bu sene karmaşa yılı. Omuzda ve bob saçlar, katlı saçlar çok moda. Çok renkli saçlar devam ediyor, soğuk, pastel renkler var, geçen sene biraz daha baskın renkler vardı.
Bu sene toz pembesi, çok açık toz yeşili tonlar moda, griler devam ediyor. 18-25 yaş aralığında müşterilerin tercih ettiği çok doğal tonlarda açan baby light renklendirme tekniği trend. Ama trend ne olursa olsun bence kişiye özel servis vermek gerekiyor.
Sosyal medyayı çok iyi kullanıyorsunuz? Neler söyleyeceksiniz bu konuda?
Sosyal medya kirlilikle dolu. Her şeyi paylaşmamak lazım. Özel hayatla, iş sosyal medya hesapları farklı olmalı.
Ben herkesin yaptığı şeyleri yapmaktan hoşlanmıyorum. ‘Değişimden korkma’ sloganını oluşturduktan sonra kayıt altına alıp değişimleri insanların görmesini sağlayım diye düşündüm. Daha sonra bunları video haline getirdim. Müşteriler de kendi değişimlerini gördükleri için bundan çok hoşlandılar. Kurgu programlarını öğrenmeye başladım. Kendim yönetiyorum sosyal medya hesabımı. Akşam iş bittiğinde bir saatimi videoları düzenlemeye ayırıyorum. Keyif de alıyorum.
Estetica Dergisi, hairist.com.tr hakkında ne düşünüyorsunuz?
Türkiye’de bu sektörde yayıncılık Estetica Dergisi’nden önce eksikti. Estetica Dergisi ile beraber herkes birbirini görebilir hale geldi. Türkiye’ye yeni gelen ürünleri de dergiden takip edebiliyoruz. Dünyada neler oluyor öğreniyoruz. Estetica bizim mesleğe çok şey kattı, Türkiye’de kuaförlük sektöründe bir sıçrama yaşandı. Bilgi paylaşımı başladı. Yapılan röportajlardan insanlar ilham aldı.
Meslektaşlarınıza neler tavsiye edersiniz?
İyi bir araştırmacı olsunlar, öncelikle okusunlar, dinlesinler. Müşterilerini iyi analiz etsinler. Biz bize gelen her misafiri dinlemeliyiz. Çok doğru cevaplar vermeliyiz. İstediğimizi iyi anlatmalıyız. Bunu yaptığımız sürece bence başarı kaçınılmazdır.
Cemil İrez’e paylaşımları için çok teşekkür ediyor ve başarılar diliyoruz…
Cemil İrez’e ulaşmak, randevu almak için tıklayın.
Yıldırım Özdemir Levent şubesinde ID-İstanbul mimarlık imzası.
Tasarımı ID-İstanbul, Muhammet Taşlı, İdil Özbek tarafından hazırlanan salon için proje ofisi şu bilgileri verdi.: ‘Netlik, süreklilik ve zengin bir mekan kurgusu: Projemizi oluştururken bu üç kelime üzerinden yola çıktık. Modern şehir planlamasının İstanbul’daki ilk örneklerinden biri olan 4. Levent’te yer alan mekanın iç mimarisi Yıldırım Özdemir Bebek’teki mimari dilin esnek bir mekan kurgusu ile harmanlanmasıyla ortaya çıkarıldı.
4. Levent’in Büyükdere caddesi girişine oldukça yakın olan mekan, mahalleye özgü seramik cephe işlemeli bir yapının zemin ve bodrum katlarında bulunmakta. Yapının 4 cephesinden de ışık alabilen bu alanda öncelik geniş cam doğramalarla kaplı ön cephenin dışarıdan olabildiğince davetkar, hareketli ve ışıltılı gözükmesini sağlamak oldu. Bu davetkar ve hareketli ortam ön cepheye yaslanan saç kesim alanı ve hemen karşısında konumlanan bir kahve dükkanı ile oluşturuldu.
Mekanı tam ortadan ikiye ayıracak şekilde konumlanan giriş kapısı saç kesim alanı ve kahve dükkanının arasından bizleri içeri alıyor. Kapı açıldığında Yıldırım Özdemir Bebek’te kullanılan kasa bankosu, metal raflar ve aydınlatmalar karşımıza çıkıyor. Ziyaretçilere tanıdık bir “Yıldırım Özdemir” deneyimi yaşatmak için zemin yüzeyinde yekpare pandomo, metal saç ile oluşturulmuş bir kasa bankosu ve Hamm Design tasarımı ‘Kafes’ aydınlatmalar kullanıldı. Kesim alanını çevreleyen, zeminden tavana uzanan çift taraflı aynalar iç ve dış mekanlar arasında dinamik bir görüntü oluşturacak şekilde konumlandırıldı ve bu aynalar içerisinde elektrik prizleri ve sprey rafları gibi operasyona yönelik işlevler çözümlendi. Proje için özel tasarlanan sehpalarda maşa ve fön makinesi gözleri oluşturuldu.
Projenin Künyesi:
Proje Ofisi: ID-Istanbul, Muhammet Taşlı,İdil Özbek
Salon:Yıldırım Özdemir 4.Levent
Fotoğraflar: Ufuk Serim Arslan
Salonun tasarımı hakkında detaylı bilgiyi Estetica Dergisi 2016/2017 Kış Sayısında bulabilirsiniz.
Bu yazımda sizlere ortak iş kurmanın eksi ve artılarını anlatmaya çalışacağım. 27 yıllık meslek hayatımın 19 yılı kendi işletmemde çalışarak geçti. Bu süre içerisinde işletmemi sadece altı yıl tek başına yönettim.
Kendi yetiştirdiğim bir elemanımla da ortak iş yaptım, hiç tanımadığım meslektaşlarımla da. Halen bir meslektaşımla ortak salon işletmekteyiz. Öncelikle ortak iş yapmak için tek sebebin işi bilmiyor olmak anlamına gelmediğini idrak etmemiz gerekir. Ortaklık bu meslekte bazen kaçınılmaz bir seçim olabiliyor. Mesleğimizi pratik anlamda çok iyi icra ediyor olmamız bizi iyi bir yönetici veya denetici kılmamaktadır. Bilindiği üzere çoğu sektörde işyeri tek başına yönetilememektedir.
Bizim sektörümüzde de artık bir yöneticiye, personel sorumlusuna, eğitimciye ihtiyaç duyulmaktadır. İşletmeniz küçükse ve sadece bir iki elemanla çalışıyorsanız, kontrolü sağlamak zor değildir. Fakat daha fazla elemanla çalışıyorsanız, mücadele etmek zorlaşacaktır. Sadece elemanlarınızı takip etmek şöyle dursun, işletmenizin finansal sorunlarıyla tek başınıza boğuşmak bazen size ağır gelip işlerinizi aksatmanıza sebep olacaktır. ''Bir elin nesi var iki elin sesi'' ve ''Birlikten güç doğar'' sözleri boşuna sarf edilmemiş olup, atalarımızdan miras kalmış anlamlı ve güzel sözlerdir.
İşletmenizin şekli ne olursa olsun artı ve eksileri muhakkak olacaktır. Bazı durumlar da güvenebileceğiniz, daha fazla sorumluluklar vererek yükünüzü hafifletecek bir elemana ihtiyaç duyarsınız. Bu da sizin için ekstra bir maliyet anlamına gelmektedir. Ya da mesleğini iyi icra etmesinin yanı sıra eğitici ve yönetici kabiliyeti güçlü olan bir meslektaşınızla ortaklığa gidebilirsiniz.
Bir ortaklığın evlilikten farkı olmadığını, bu işe soyunurken çok iyi düşünerek hareket edilmesi gerektiğine dikkat çekmek isterim. Tek kişilik işletmelerde her kararınızı tek başınıza verirken, bir ortak işetmede bu böyle değildir. Aldığınız her karar ortağınızın da onayını gerektirir.
Atacağınız her adım ve yapacağınız her harcama sadece sizin değil ortağınızın da cüzdanına yansıyacağı için anlaşmazlıklara da yol açabilir. Uyum içinde çalışabilmenin diğer gereksinimi ise ortakların birbirlerini dengeliyor ve tamamlıyor olmalarıdır. Aynı işgücünü sergilemeleri ve aynı özveriyi eksiksiz göstermeleri gerekir ki, bu her zaman mümkün olamaya biliyor.
Ortakların çalışmaları esnalarında birbirinden üstün yada zayıf yönleri de olacaktır. Önemli olan olumlu yönlerini iyi değerlendirerek olumsuzlukları ortadan kaldırmaktır. Çoğu durumlarda işbölümüne gidilmesinde de fayda vardır. Satış ve iletişim gücü daha fazla olan ortak, personeli satış ve müşteri ilişkilerinde daha iyi bilgilendire bilir ve daha fazla verim almayı sağlaya bilirken, diğer ortak teorik ve pratik bilgilrini daha fazla kullanarak verimli olabilir. İşletmenin iki yöneticisi olmasının Çalışana getireceği sıkıntılar olacaktır. Çalışanlarınızı yönlendirirken ve eğitirken aynı çizgi üzerinde hareket etmediğiniz taktirde onlara sorunlar yaşatacağınızdan, iki yöneticiyle birlikte çalışmak istemeye bilirler.Ancak bir ortaklık sözleşmesi ile sınırlarınızı, şartlarınızı belirleyerek ve bu sözleşmeye uyum sağlayarak hareket edildiği sürece sorunlar ortadan kaldırılabilir. Ortaklığın size getirdiği bir diğer fayda ise, ek bir gider olmaksızın daha fazla verim ve gelir sağlayacak bir iş arkadaşınızın olmasıdır. Böylelikle iş yerinizin daha az giderle kar marjının yükselmesini sağlayacak yatırımlar yapma olasılıkları da artacaktır. Ortaklığın bir başka olumlu yönü ise işletmenizde olmadığınız zamanlar, mesela seminerler, eğitimler, hastalık ve yaz tatili gibi durumlarda gözünüz arkanızda kalmadan işletmenizi yönetebilecek bir ortağınızın olmasıdır. Böyle durumlarda da yetki ve sınırlar belirlenmeli, gereksiz masraf ve davranışlardan kaçınılmalıdır. Batılı ülkelerin çalışma şartlarına dayanarak ve giderleri engelleye bilme adına şahsen ortak çalışmayı tercih etmişimdir. Avrupa ülkelerinin işçi çalıştırma koşullarının işverene yüklemiş olduğu vergiler ve deneyimli elemanların yüksek maliyetleri, maalesef her işverenin büyük sıkıntılarından. Evrenselleşmenin getirdiği bir takım kurallar günümüzde artık ülkemizde de uygulanmaya sunulmaktadır. Bu kısa süre içeresinde sizlerin de işçi ve işveren yasalarını iyi tanımanız ve işletmenizde düzenlemelere gitmeniz ve hatta bir takım kısıtlamalar getirmeniz anlamına gelmektedir.
Ülkemiz de her ne kadar meslek eğitimlerinin kalitesi artışa gitse de, yüksek eğitimin artması nedeni ile meslek eğitimlerine ilgi azalmakta ve yeni kuaför eleman sayısını giderek düşmektedir. Bu şartlar meslektaşların bir çatı altında toplanarak çalışmalarını kaçınılmaz kılmaktadır. Ortak veya kendi işiniz. Tercihiniz ne olursa olsun, tek hedefiniz başarı olsun. Hedefiniz sadece para kazanmak değilse, çalışkan ve verimli bir kişiliğe sahipseniz her türlü başarılı olmanız mümkündür.
Gülgün Biçerel Uysal
BERTRAM K. kimdir?
“Her saç aslında bir hikâye anlatır. Benim işim bu hikâyeyi işleyip, ona şekil vererek harikulade ve üstün bir forma sokmaktır” Bertram K.
Bertram K.’ya göre saç kesmek hem bir sanat hem de meslek aşkıdır. Viyanalı saç tasarımcısı, başarının anahtarının müşteriyle kurulan birebir ilişki olduğunu ve bir insanı iyi tanıyor olmanın, ona nasıl bir saç kesimi yapacağınızın temelini oluşturduğunu düşünüyor. Bertram K.’ya göre mükemmel bir kesim ortaya çıkarmanın yolu bazı form ve şekilleri kopyalamaktan geçmiyor. Sezgilerinin yön verdiği doğrultuda, fikirlerinin peşinden koşuyor ve onları hayata geçiriyor. Resim, film, müzik, videolar ve yaptığı seyahatlerden ilham alıyor.
Bertram K., belli başlı trendlerle sınırlı kalmayı istemiyor.
Saç, yaşam gibi gelişir ve değişir. Londra’da bir stilist olarak çalıştığı dönemde edindiği en önemli tecrübelerden biri sürekli devinim halinde olmak. Bertram K., uzun süreli akıl hocası ünlü kuaför Werner Grecht’in tavsiyesini dinleyerek 1995 yılında Londra’ya yerleşti. İki yıl içerisinde Toni&Guy sanat direktörlüğüne kadar yükseldi, stil ikonları Donna Karan, Jamie Lee Curtis ve Kim Wilde’la çalıştı. Dior, Helmut Lang, Issey Miyake, Balenciaga, Copperwheat Blundell ve daha birçoklarının da aralarında bulunduğu moda şovlarında stilistlik yaptı. Nadja Auermann, Kate Moss, Alec Wek ve daha birçok süper modelin saç stilisti oldu.