Tuzu kuru olmak mı? Duyarlılık mı?

Virüs nedeniyle insiyatif alarak kapatan salonlar kapatmayanlarla karşı karşıya…

Başımızdaki sorun: Corona… Azrail gibi dolaşıyor. Türkiye’de henüz diğer ülkelerin örnekleri yaşanmıyor. Yaşanmaması için Sağlık Bakanlığı’nın aldığı önlemler gurur verici.

Ancak bu beladan uzak durma konusunda sorumluluk sadece Sağlık Bakanlığı’na ait değil. Nitekim Sağlık Bakanlığı duyurularında çok güzel belirtmiş: Sorun küresel, mücadele ulusal!

Sürekli altını çizdikleri konu: Virüsle temas ihtimalini SIFIRLAYALIM! Sosyal mesafeyi koruyalım, mümkün olduğunca kalabalıklar arasına karışmayalım.

Nitekim bu amaçla pek çok önlem alınmış durumda ve salgının yayılımına göre diğer ülkelerde olduğu gibi daha radikal kararlar alınabilir.

Kuaför salonları açısından baktığımızda ise karşımızda net bir manzara var. Yakın temas!

Virüsün yayılmasındaki en önemli unsur tam anlamıyla burada ve salonlar ne kadar dezenfekte edilirse edilsin bu temas sürdüğü sürece virüsün yayılmasına engel olunamıyor. El yıkamak ve kişisel hijyen bu nedenle daha da büyük önem taşıyor ancak bu da yakın temasta bir işe yaramıyor.

Toplu taşıma aracı kullananlar bir şekilde salona taşıyor. Koltuğa oturan misafir virüsü koltuğa aktarıyor, koltuğa dokunan çalışan evine taşıyor şeklinde adeta kısır bir döngü. Maske kullanılmadan oluşan yakın teması bahsetmeye ise zaten hiç gerek yok.

Bu anlattıklarıma ilişkin olarak medyada, internette pek çok video, haber ve bilgi görmüşsünüzdür ki devlet başkanlarına uzanan adeta bir virüs terörü ile karşı karşıyayız.

İtalya’da yaşananlara hepimiz şahit oluyoruz. Nitekim şu anda tüm İtalya karantina altında ve sokağa çıkma yasağı uygulanıyor.

Bu noktada hem kendileri, hem çalışanları hem de misafirleri için önlem alan kimi salonların olduğunu ve ‘sizin tuzunuz kuru’ gibi ithamlarla karşı karşıya olduklarını biliyoruz.

Mesele tuzu kuru olmak mı duyarlı olmak mı? Kendine, çalışanlarına ve topluma karşı… Kuaför bir dostumun söylemi çok güzeldi:

 ‘Sağlıklı bir şekilde atlatırsak daha fazla çalışıp kaybettiklerimizi kazanırız. Ama sağlığı kaybettikten sonra neyin ne değeri var ki?’

Özellikle hijyene önem vermeyen, meslek odalarının denetim konusunda yetersiz ve duyarsız kaldıkları irili ufaklı salonları düşündüğümüzde topluma karşı sorumluluklarımızı bir kez daha düşünmemiz gerektiği açıktır.

Hele güneşte kurutulan havlu serili salonları düşündükçe…

Tabii ki bir de zorunluluk nedeniyle kapatmak isteyip kapatamayan, AVM’de olmanın getirdiği zorluklarını yaşayanlar, ödeme, kredi vb sorunlarla da boğuşanları unutmamak lazım.

Bir diğer yaklaşım ise çalışan sayısını, hizmet sayısını minimuma indirmek, koltuk aralıklarını boş bırakarak maske takıp maksimum hijyenle hizmet vermek…


Elbet bu beladan kurtulacağız! Görünen o ki bunun yolu da sağlık risklerine karşı en yüksek hassasiyetle hareket etmekten geçiyor.

Erkan Güzel
Erkan Güzel - Estetica Dergisi Genel Yayın Yönetmeni

_______________________________