Renklerin Dünyası ve Gülay Tiran

 

Hayatın her anından ilham alan,  heyecanlı, dinamik, enerji dolu  Gülay Tiran ile renklerin büyüsünü, saç sağlığının her şeyin üstünde tutulması gerektiğini, mesleki vizyonunu, yaşam tarzını ve yaklaşımlarını konuştuk…   

 

Kuaförlüğe nasıl başladınız?

 

1986 senesinde Kuaförlük Meslek Lisesi okudum, kuaförlüğe 17 yaşında stajyer olarak Erdem Kıramer salonunda başladım. Daha sonra Diva’ya transfer oldum. Orada tanıştığım iki arkadaşım ile beraber  yepyeni bir salon açtık. Yaklaşık on yıl beraber çalıştık ve Cozy adıyla çok da güzel bir marka yarattık. Daha sonra hepimiz yollarımızı ayırarak kendi şirketlerimizi kurduk. Şimdi  5 yıldır aktif olarak kendi salonumda çalışıyorum.

 

Rengin hayatınızdaki yeri nedir?

 

Hayat renk demek bence. Doğaya bakarsak, her şeyin bir rengi var. Mevsimlerin, günün, sabahın erken saatlerinin, gündüzün, akşamın farklı renkleri var. Hayatı algılamamızı sağlayan yegane şey renk. Güneşin doğuşuyla yeni bir güne başlıyoruz. Ayın çıkışıyla yeni bir geceye başlıyoruz. Her mevsimin kendine göre bir rengi var. Yazın masmavi bir deniz bize büyük bir enerji veriyor. Güneş bize çok güzel bir enerji veriyor. Ama sonbaharda turuncuya kaçan neşesini kaybeden yapraklar daha içe dönük, sıcağı arzulayan duygular yaratıyor. Renkler duygularımızı ortaya koyuyor. Bizi yönlendiriyor ve duygularımıza hitap ediyor. Karakteristik ve duygusal olarak bizi etkiliyor. Dolayısıyla ben de saç yaparken müşterilerin renklerinden ilham alıyorum.

 

Herkesin bir pigmenti var. Saçının, cildinin, gözünün, erkekse sakalının bütün müşterilerin farklı renk tonları var. Bu tonların içerisinde oyun oynamak benim çok hoşuma gidiyor. Bazen bir şeyleri değiştirmek aslında tamamıyla renk ile oluyor. Çok güzel bir saç kesiyorsun, çok koyu renkse bazen gördüğün hareketleri netleştirmek istiyorsun. Bu noktada en güzel şey arasına renk koymak oluyor.

 

İnsanların hayata karşı tabuları var. Fakat ben onların hiçbirini tanımıyorum. Bazı insanlar “Ben çok ciddi bir iş yapıyorum saçımda renk olmaz” diyor. Birçok insanda renge karşı bir tutuculuk var. Sanki o bir renk değilmiş gibi sarışın olmayı herkes kabul ediyor.  Aslında o da bir renk. Hatta Türkiye’de yaşayan kadınların çoğunun doğasında olmayan bir renk.  Hayata farklı renkler de katmak gerekiyor. Bazen aynı saçın bir iki ton açığı ya da koyusu bazı insanlarda güzel duyuyor. Kimilerinde de mavi, yeşil, beyaz, mor, pembe güzel olabilir; bu o kadar da korkulacak bir şey değil aslında. 

 

Ben çok klasik tarzı olan kadınların saçına bir tutam mor yapabiliyorum. Bu onları cesaret edip yapamadığı şeye ulaştırarak, çok mutlu ediyor; hayatlarında neşe ve enerji kazandıklarını söylüyorlar.

Renklerle oyun?

Benim en sevdiğim şey renklerle oynamak. Resim yaparken de fotoğraf çekerken de öyle. Boş zamanlarımda, kendimi dinlendirdiğim zamanlarda fotoğraf çekiyorum ya da resim yapıyorum. Renklerle çok uğraşıyorum ve renklerdeki skalam çok geniş. Kendimi sadece kahverengiler, kızıllar ya da sarılar diye sınırlamıyorum. Bu müşterime de yansıyor. Çünkü benim saçlarım da çok renkli, salonumda çalışanların saçlarında da renk hakim. Dolayısıyla insanın gözü görünce aklı yatıyor ve müşterilerimize de renk tavsiye ederken hiç zorlanmıyoruz. Kesimin bir yerinden çıkan çok farklı renkler olabiliyor.

 

Ancak malzeme konusunda büyük bir açlığım var. Bu nedenle yeni çıkan ürünleri takip ediyorum ve onları kullanmayı, renk denemeyi seviyorum. Birçok insan kırmızı oje sürüyor ama mavi renk çok marjinal geliyor. Kadınlar kırmızı ojeyi yadırgamıyor. Kırmızı da doğal tırnak rengimiz değil. Ama alışılagelmiş. Mesela Marilyn Monroe sarışın bir kadın. Herkes onu naif, seksi ve masum olarak görüyor. Fakat Andy Warhol fotoğraflarını reklendirince kült oldu. İşin içine renk girince o seksi kadın form değiştirdi. Neyi nasıl gördüğünüz çok önemli.   

 

Sağlıkla ilgili terapilerde de renk çok kullanılıyor. Şimdi organik ve doğal beslenme furyası var. Orada da ne yersen o'sun felsefesi var. Yeşillik yersen sen de onlar gibi daha fresh canlı ama ölü donmuş şeyler yersen sen de ölü olursun. Yediğimiz, içtiğimiz, baktığımız, dokunduğumuz, hissettiğimiz her şeyin bir rengi var. Ve o renkler bizim hem psikolojimizi etkiliyor, hem sağlığımızı etkiliyor, hem de hayatımızı etkiliyor. Renk terapistleri bir çok hastalığı renklerle tedavi ediyorlar. İnsanların enerjileri renklerle dengelenebiliyor.

 

Renkte hareket olması gerektiğini düşünüyorum. Hiçbir zaman tek renk kullanmayı sevmiyorum, tavsiye de etmiyorum. Çünkü bir peruk alırsanız dibinden ucuna kadar aynı renk olduğunu görürsünüz. Hiçbir naturel renkte tek ton yoktur, en az 3 ton vardır. Ensemizdeki saçlarımızın rengi farklı, dibi farklı, ucu farklıdır. Bunu küçük bir çocuğun saçına bakarak çok iyi anlayabilirsiniz. Çünkü hiçbir çocuğun saç rengi dibinden ucuna kadar aynı değildir. Hep degradeler vardır. Zaten doğal olan da budur. Saç tek renk olunca yaşadığını gösteremez. Oyuncak bebeklerin saçları gibi sentetik görüntüsünde olur. Ben de tavsiyede bulunurken müşterilerime, herzaman tonsilton tavsiye ediyorum. Mevsimlere göre kahverengi, kumral saçlar da yapıyorum ama onların da içinde herzaman tonsilton oluyor. Çünkü gölge varsa ışığı görürüz ya da ışık varsa gölgeyi görürüz.

 

Farklı tonlarla yüz mimiklerimize, karşı tarafa verdiğimiz mesajlara yön veririz.  Yaptığımız renk ve rengin konumlanmasıyla, çok sert, çok yumuşak ifadeler elde ederiz ya da müşterilerin hiç ifadesi kalmayabilir. İfadeyi öne çıkaran şeyler yapmayı seviyorum. Bazen bir saç rengi yapıyorum, gözünün rengi ortaya çıkıyor. İnsanlar benim gözlerim bu renk miydi diyor. O tonsilton her şeyi ortaya çıkarabilir. Önemli olan ifadeyi vurgulayabilmek. Bunun için de herzaman bir renk kesinlikle yetmiyor. Ben bazen de rengin zıt tonlarını birarada kullanmayı çok seviyorum.

 

Yaptığım iş tamamen geometriyle alakalı. Bir şeyin ortaya çıkmasını istiyorsam, onu renkle vurguluyorum. Yine bir şeyi kapatmak istiyorsam, renkle geriye çekiyorum. Mutlaka bir şeyi geriye çekerken, bir şeyi öne almalıyım. Yoksa hepsi birarada olursa saç, kaş, göz, kirpik, saç, ten derken düz bir çizgi olur. İfadede bir belirginlik olmaz. Bunun için de kullandığın renkler ve renklerin saç kesiminde yerleştiği yerler her şeyi vurguluyor.

 
 

 

Fotoğraf ve resim ile uğraşmanız vizyonuzu geliştirip mesleğinize fayda sağlıyor olmalı.

 

10 sene önce bir fotoğraf kursuna gittim. Ben hep çok detaycı olduğumu düşünürdüm. Vizörden bakmayı öğrenince gözümün önünden gri bir tabaka kalkmış gibi, farklı bir netlik geldi. Proporsiyonu, açıları daha farklı görmeye başladım. Aslında insanın kendine kattığı değerler aynı şeyleri başka bakış açılarından görebilmelerini sağlıyor. Fotoğrafın bana çok büyük faydası oldu.

 

Müşterilerin “Boya zarar verir mi”, “Mor, pembe gibi boyalar hemen akar mı” gibi çekinceleri olduğunda onlara nasıl yaklaşıyorsunuz?

 

Müşterime bütün gerçekleri, teknik olarak yapılabilecekleri ve yapılamayacakları anlatıyorum. Dolayısıyla bir güven ortamı oluşuyor.  Yapılamayacaklar konusunda çok kararlı davranıyorum. Saç boyamak  saça zarar vermez fakat boyama işleminde yanlış teknik, yanlış ürün kullanırsanız en güzel ürün de olsa, en güzel teknik de olsa iyi sonuç vermez.

 

Güzel bir saç taramak, güzel bir saç kesmek istiyorsanız; saçın sağlıklı olması lazım. Eğer saçın sağlığı yerinde değilse, dünyanın en güzel boyasıyla, dünyanın en güzel rengini yaratın, muhteşem bir saç kesin, maalesef olmaz. Kumaş bir elbise dikeceğinizi düşünün, çok güzel bir kalıp, çok güzel bir renk, ama kumaş yanıksa ne dikseniz olmaz. Fakat iyi bir kumaş iyi bir terziyi ortaya çıkartır ve sonuçta ortaya güzel bir sonuç çıkar. Saç da aynı şekilde.

 

Ben öncelikle saçı hiçbir kimyasal madde ile buluşturmadan bakım yapıyorum. Saç sağlığına kavuşana kadar belki 1 ay belki 3 ay sadece bakım yapıyorum ve bu konuda ısrarlı davranıyorum. Benim teknik bilgimden kaynaklı bir güven ortamı olduğu için insanlar dinliyor. Saçın sağlığı yerine geldikten sonra saçın kalitesi de artıyor. Genelde dalgalı saçlar sağlığı yerinde olmayınca o havasını kaybediyor ya da düz ipeksi saçlar o görünümü kaybediyor. Sağlığı yerinde değilse elektrikleniyor.

 

Saç sağlığına kavuşunca boya uyguluyorum. Her rengin mutlaka iki üç alternetifi vardır. O renge ulaşmak adına yapılması gereken adımlara doğru bir sıralamayla yapıyorum ve söylüyorum.  Eğer acele edersek olur ama sonrasında yaşayacaklarını, sabredersek doğru sıralamayla gidersek, zaman alacağını ama uzun vadede daha kullanışlı olacağı anlatıyorum. Zaman zaman bazı müşteriler rengin saçta nasıl görüneceğini denemek istiyor. Bu durumda yarı kalıcı, mat boyalar hatta günübirlik boyalar kullanabiliyoruz. Memnuniyetine, alışkınlıklarına göre, insanlar beğendikleri modelleri kendilerinde beğenmiyebiliyorlar. Zaman zaman görmek istiyor, peruk var mı taksam da baksam diyorlar. Ama ben o renkleri kısmen de olsa deneyip görmelerini tavsiye ediyorum.

 

Müşterilere boya işleminden önce saçta kalmayan boyalarla hafif renkler geçerek, pigmentler kullanarak onlara ön gösteriyorum.  Bu müşterinin daha doğru karar vermesinde yardımcı oluyor. Sağlıklı saçlarda bunu yaşamıyoruz. Daha önceden yapılmış kimyasal işlemler hakkında bilgi alıyorum. Kullandıkları malzemeleri araştırıyorum. Çünkü bir takım teknik malzemelerde onun etkisi gitmiş olabilir. Ama teknik olarak saçta kalır. Açık renk olan bir saçı koyu renge boyadıysan onu görmezsin ama saçı açtığında hepsi ortaya çıkar. Aradaki geçişte bir önceki işlemlerin ne olduğu benim içim çok önemli. Bazen müşteri bir işlem yaptırmış olabiliyor ve onun etkisi kesmeden 6 ay boyunca geçmiyor. Onu bilmezsem yanlış analiz olabilir. Bunun için de iyi anlaliz yapılması gerekir.

 

Görsellerle ve renk skalasıyla da anlaşıyoruz. Bunu yaptıktan sonra o renge ulaşmak için alternatifi gösterebiliyorum. Kalıcı, tam kalıcı, akıcı oksidasyonlu, oksidasyonsuz, pigment gibi bir sürü alternatif var. Genelde tavsiyelerde bulunurken saçın sağlığı, saçın analizi,  doğru ürün kullanımı bir bütünün parçaları gibi doğru sonuca ulaştırıyor.

 

Nasıl beyaz bir kağıdın üzerine resim yaparken rengi çok net görebiliyoruz, doğru renge ulaşmak için ne ile neyi karıştırmamız gerektiğini ancak bulabiliyoruz. Saçın kendine ait bir rengi var, istediğimiz renge getirebilmek için teknik bilgi çok önemli. Saçın kimyasını tanımak, ürünü tanımak, ürünün kimyasını tanımak, reaksiyonu çok iyi hesaplamak çok önemli. Hem işin duygusu, görselliği, şıklığı bir yana işin mutfak tarafı da çok önemli.

 

Renklendirme öncesi çizim için iPad uygulaması kullanıyor musunuz?

 

Yok kullanmıyorum. Çünkü orada tam olarak gerçek sonucu göremiyorsunuz. Suni olduğu için kullanmıyorum. Ben birebir iletişimle görsellerle olmasını tercih ediyorum. Hem de birine vakit ayırmak ona gerçekten özel hissettiriyor.

 

Hepimizin amacı fark yaratabilmek, herkes işini yapıyor fakat farklı algılar bizim dikkatimizi çekiyor. Aynı malzemeyi kullanarak, farklı sonuçlar elde edebiliyoruz. Farklar ve farklılıklar bizi etkileyen şeyler. Görüntüyü farklı kılmak da benim elimde.

 

 

Renklendirme ve kesim için ayrı uzmanlık Türkiye’de yerleşir mi?

 

Türkiye’de henüz oturmuş değil. Biz salonda bazı projelerde birlikte çalışıyoruz. Bazı saçların renginde, kesiminde ekip çalışması yapıyoruz.  Bazen birebir yapıyoruz. Ekip çalışması yeni bir fikrin üremesine de faydalı oluyor. Çalışma ortamımızı da geliştiriyoruz.

 

Kuaförlük sizin için bir cümleyle nedir?

 

Kuaförlük benim için yaşam biçimi. İşim benim için hayatımın her parçasıyla entegre ve son derece keyif alıyorum. Bazen bir galeri gezerken, parkta yürürken, pazarda, herhangi bir yerde bir renk, bir geometri bana bir şekilde ilham veriyor. Çünkü aklım hep işime yansıtabileceğim ilham kaynaklarında. Saç düşünmeyi seviyorum. Çocukluğumda bile öyleydi hep rüyamda saç görürdüm, sabah olsa da gitsem de ekipteki bir arkadaşımda denesem derdim.

 

Dünya çapında en çok beğendiğiniz idolüm dediğiniz bir saç tasarımcısı var mı?

 

Bazı tasarımcıların renklendirmelerini çok beğeniyorum. İdolüm olarak bir şey diyemiyorum. Ama çok takip ediyorum. Bazen o böyle yapmış, ben de öyle yapayım diye düşünüyorum. Farklı yerlerden ilham alıyorum. Sadece saç tasarımcılarını değil, mimariyi çok seviyorum. İnsanların moda anlayışı birbirleriyle çok bağlantılı.

 

İnsan başındaki kıl kütlesine yoğunlaşmak değil, bütüne bakmak istiyorum. Pastanın içine bir tane fıstığa tutkulu değilim, ben pastayı seviyorum ve bütüne bakmak istiyorum. Detaylar çok önemli. Uzakdoğudaki moda da çok hoşuma gidiyor. Alternative Hair Show’u da seviyorum.

 

 

Hangi tarz kesime renklendirme yapmayı en çok seviyorsunuz?

 

Ben daha çok asimetrik ve geometrik kesimleri seviyorum. Bazen düz bir saçı asimetrik boyarsanız, farklı boylarda gözüküyor. Farklı boyalarda bir saçı bir yerinden dümdüz boyarsınız da farklı bir şey ortaya çıkıyor. Gözde yarattığı efekt daha canlı, genelde asimetrik saçları seviyorum. Çünkü  ellerimiz, parmaklarımız, doğaya baktığınızda her şey asimetrik. Asimetri ile algıda seçicilik daha çok ön planda oluyor.

Gülay Tiran’a paylaştığı deneyimler ve bilgiler için çok teşekkür ederiz.