Oğlum olsa…

Başlangıcı ve sonu benzerliklerle dolu sektörde usta-çırak öyküsünün ana amacı yeni nesillere iyi örnekleri aktarabilmek, geçmişin yanlışlarını bugün görüp geleceği doğru inşa etmek. Herkesin benzerlikler gösteren acı-tatlı bir hikâyesi var. Bu hikâyelerin içerisinde örnek alabileceğimiz doğrular-yanlışlar varsa, “bugün olsaydı farklı yapardım” diyebilecek olgunlukta ustalar, baba-oğul duygusunu hala taşıyan geçmişin çırakları bugünün ustaları varsa o hikâye özeldir…

“14 yaşında Ankaralı Naim Yarıcı ustanın yanında çalışmaya başladım. Her zaman yarı baba olarak sayarım. Halen görüşürüz, hayatıma pek çok şey katmıştır. Her bayram ziyaretine giderim.” sözleriyle ustasına olan saygısını dile getiren Hüseyin Aykın’ın karşısında bir zamanlar birlikte farklı hayaller kurduğu; ortaklık hedefi bulunan Mustafa Demirbağ ile yeğeni Mehmet Kaya ve salona sonradan katılan Erhan Tunç var. Hikâye diğer hikâyelerle pek çok benzerlikler gösterir: Başarılı bir usta, yanında çalışkan bir genç, alternatif olarak her zaman sigorta görevi gören ve işten başka bir şey görmeyen bir yeğen ve onlarla bir arada olan bir başka çalışkan iş arkadaşı. Her şey güzel giderken gün gelir her şey alt üst olur… Geçirilen o güzel zamanlar, hedeflenen o güzel yıllar, büyüme hedefleri bir anda yok olur gider ve giderken de dostluğu, ilişkiyi ve zamanla bütün iletişimi de götürür. Götürür götürmesine ama geçirilen o güzel günler, saatler ve anlar asla unutulmaz… Hedefe ulaşılmasa da o hedefin hayalini kurmuş olmak bile bugün bir araya gelmek için yeterli bir sebep. Hele bir de yürekte sevgi ve saygı varsa…

“5 Mayıs 1974’te askerliğimi tamamladıktan sonra kendi salonumu açtım. Tam 40 yıl olmuş. Yapı itibariyle minyon, askerden yeni gelmiş biri girdi kapıdan içeri. İlk gördüğümde gözleri ışıl ışıl birini gördüm ve işte o zaman Mustafa Demirbağ’la başladık.” diye anlatıyor Hüseyin Aykın ilk karşılaşmaya ilişkin kalan izleri. “Hüseyin Aykın’ın yanında çalışmaya başlamak benim için çok özeldi. Çok mutlu oldum. Benim için şu anda da sürdürdüğüm farklı bir segmente geçiş oldu. Lüks bir salonda çalışmaya başlamış oldum. Çalışmak için Antalya’da tercih edilecek, arzulanacak çok önemli bir yerdi.” sözleriyle o günlere gidiyor Mustafa Demirbağ ve ekliyor; “Mehmet zaten salondaydı. Daha küçüktü o zaman.” Hüseyin Aykın’ın babasından rica etmesiyle salona katılmış. Erkek berberliği yaparken akrabası olan Hüseyin Aykın’ın isteğiyle salona katılıyor ve onun yanında bayan kuaförlüğüne başlıyor. Hikayenin devamını Estetica Dergisi Ekim Kasım sayısında bulabilirsiniz.