fbpx

Güzelliğin Peşinde… Doğan Akpolat

Estetica Dergisi – Hairist projesi olarak Hush markası ile gerçekleştirdiğimiz “Güzelliğin Peşinde” belgesel serisi Onlar Kuaför’ün kurucusu Doğan Akpolat ile devam ediyor. Doğan Akpolat, 12 yaşında kuaförün ne olduğunu bile bilmeden mesleğe başlamak için Iğdır’dan İstanbul’a geliş hikayesini, yaşadığı kültür şokunu, geçirdiği değişimi ve deneyimlerini paylaştı.

“32 yıldır kuaförlük yapıyorum. Iğdır’dan 12 yaşında İstanbul’a geldim. Orada iş yok, güç yoktu. Orada ya çoban olacaksın, ya da ahırda çalışacaksın. Başka şansın yoktu. Amcam İstanbul’da kuafördü, “Gel seni meslek sahibi yapayım,” dedi. Ben okuyordum, okulda da başarılıydım ama ne olursa olsun sonuçta köy okulu.”

“İstanbul’a geldim, kuaförde çalışacaksın dediler. Kuaförün ne olduğunu da bilmiyorum. Herhalde bir tekstil fabrikası, bir taş ocağı, öyle bir şey, diyorum kendi kendime. Hayatımda mısır kokusuyla, şekerli sakızla İstanbul’da tanıştım. Cennette gibiydim o zaman. Ailemden ayrılmak çok kötü değildi, çünkü oradaki şartlar iyi değildi. 6 çocuk. En büyüğü benim. Köyde okul yok; kasabaya gitmem lazımdı, ailemin bunu karşılaması imkansızdı, bir şekilde hayatımı kazanmam gerektiğini düşünüp buraya geldim.”

“Kuaför salonunda o zamanlar perma ve röfle çok revaçtaydı. Erenköy’de bir kuaförde çalışıyordum, Şahin Kuaför… Çok yoğunduk. Sabahtan akşama kadar bigudi ve jilet yıkardık. Ellerim su toplardı. İnanılmaz hareketli, cıvıl cıvıl  bir çocuktum. Çok çalışırdım.”

“Kuaförlüğe başlayan birisi için bahşiş çok önemli. Müşterinin verdiği 2 lira, beş lira, senin ilk kazandığın paradır. Belki hiçbir şey yapmamışsındır, müşteri senin çocuk olduğunu bildiğinden ya da ihtiyaç sahibi olarak gördüğünden veya sadece bir fön tuttuğun için sana beş lira veriyor ve inanılmaz mutlu oluyorsun. Allaha şükür amcam bana iyi bakardı ama o aldığım bahşişlerle hayal kurardım; anneme bunu alacağım, babama, kardeşime şunu alacağım diye… Bizim köyde ata düşkündürler. Eyer alacağım, kamçı alacağım diye hayal kurardım.”

Doğan Akpolat

“Bağdat Caddesi, Çiftehavuzlar’da Hill Kuaför’e başvuruya gittiğimde köyden gelmiş, sadece mahalle salonunda çalışmış bir çocuktum. Gazeteden ilanı görüp gittim. İş görüşmesi için geldiğimi söyleyince bir adam geldi, ‘Merhaba, ben Hıdır Gürbüz,’ dedi. Hıdır ismini de o zaman hayatımda ilk kez duyuyorum. Kulağında küpe, sakallı, üstü başı boyalı. ‘Ben nereye geldim ya?’ dedim kendi kendime. Hayatımda ilk defa öyle bir ortama giriyordum. Başka bir çocuk girdi içeriye. Kulağında küpe, kafasında bere. O zamanki kafayla dedim ki bunların hepsi gay. Ben gay’lerin içine düştüm diye düşündüm. Birkaç gün çalıştım orada. Yok, ben burada yapamam dedim. Sabahtan akşama bangır bangır müzik, müşterilerle muhabbet çok samimi… O zamanlar da Macarena dansı çok modaydı. Düşünün, müşterileri kaldırıyoruz, hep beraber Macarena dansı yapıyoruz. Mekan da tam cadde üstü. Gelip geçen bize bakıyor. Tımarhane gibi bir yer burası diye düşünürken bir hafta sonra Macarena dansı yapmaya, küpe takmaya başladım. Bazen eve gidiyordum, küpeyi kulakta unutmuşum, babam fark etmeden hemen çıkarıyordum.”

Hakan Gürbüz, benim hayatımda çok şeyi değiştirdi. O kadar iyi niyetli o kadar düzgün bir adamdı ki bana pek çok şeyi o öğretmiştir. Müşteriyi karşılamayı, uğurlamayı, samimiyeti, örgü örmeyi, pek çok şeyi… Hıdır Gürbüz de çok sanatkardı. Bakış açımı değiştirdiler. Konuştukça, içine girdikçe bir Cadde kültürü olduğunu fark ettim. Yememden içmeme, giydiğimden konuşmama her şeyim değişti. Daha çok şey öğrenip daha iyi insanlar tanıdığımı gördüm.

6 kardeşim var, hepsine, anneme ve babama bakmak zorundayım. Bir şekilde hepsinden sorumluyum. Çalışmam, çaba sarf etmem gerektiğini düşündüm. Satın aldığımız mülkte biz kaldık, diğerine amcam geçti. Sonra ismimizi değiştirdik. 

O zamanlar salonun adı Ekrem’di. İsmimiz ne olsun diye düşünürken kendi ismimi koysam (Doğan), bencillik olacak, kardeşim Arif’in ismini koysak, diğer kardeşlerime haksızlık olacak. Ben bütün bu olasılıkları ortadan kaldırmak için “Onlar” dedim ve markayı böyle kurduk. Merak da uyandırıyor. Esprisini de yapıyoruz. Neredesin?  Onlar’dayım. ‘Onlar kim ya?…’ Yani, söylediğiniz zaman karşı tarafta hep bu soruyu tetikliyor. Akılda kalıcı…

Doğan Akpolat söyleşisinin tamamını aşağıda izleyebilirsiniz.

Önerilenler

Benzer İçerikler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz