Onur Yener: ” Temeli Olmayanın Trendi Olmaz!”

Geçtiğimiz yıllar ve önümüzdeki sezon trendleri boyunca ombre-balyaj uygulamarına duyulan ilgi hiç eksilmedi. Farklı renk kombinasyonları, yüz aydınlatmaları, Brezilya ombre-balyaj derken, biz işi ustalarından öğrenmiş, başarılı kuaför Onur Yener’e danışalım dedik. Onur Yener, uzun yıllar boyunca kendi çaba ve emeğiyle ombre uygulamarının anavatanı Brezilya’ya giderek, dünyaca ünlü yıldızlara servis veren kişilerden işin sırrını öğrenmiş ve öğrendiğini uygulamada da oldukça başarılı.

Bize kendinizden bahseder misiniz?

23  yaşında mesleğe başladım, 13 yıldır da kendi işletmemi idare ediyorum. Bu mesleği gerçekten çok severek yapıyorum ve Florya’da kendi salonum var.

Kendinize has omre-balyaj teknikleriyle ön plana çıkıyorsunuz ve gerçekten de başarılısınız. Bize bu tekniğin hikayesini anlatabilir misiniz?

Sosyal medya ve özellikle de Instagram, Türkiye’de yaygınlaşmaya başladıktan sonra; dünya trendlerini takip eden insanlar, o trendlere arzu duymaya başladı ve bu şekilde bir talep ortaya çıktı. Daha önceleri kuaförler olarak bizler, talebi karşılamaya çalışırken; aslında o saçın öyle olmadığı, photoshop ile müdahale edildiği, fotoğraflarda rötuş olduğu gibi söylemlerle, kendilerini bir sonraki servise gelmeleri için ikna etmeye çalışıyorduk. Fakat ben bunun öyle olmadığını gördüm.

Birgün  bir müşterimizin salona gelip ‘’ ombre- balyaj diye birşey var, estetik renklendirmeler var.’’ demesi üzerine sıkı bir araştırmaya girdim. Araştırmalarım sonucunda sosyal medyanın da gücüyle, dünyadaki en ünlü koloristlere ulaşma imkanım oldu. Onları bir süre takip ettikten sonra eğitimlerine nasıl katılırım, nasıl bu eğitimleri onlardan birebir alırım ve kendi ülkemde, kendi salonumda uygularım diye daha derin bir araştırmaya girdim. Ve bir yılın sonunda bu kişilere ulaşma şansım oldu.

”Bu eğitimleri aldıktan sonra Igor Khonin’den eğitim aldım ve bunu hiçbir markanın desteği olmadan, tamamen kendi imkanlarımla yaptım. kendi salonumda her şeyi unuttum.”

Bu dünyaca ünlü koloristlere ulaştığım ilk zamanlarda, müşterilerim onlarla yazışmam için bana yardımcı oldu. Ama sonra baktım ki; zamansız sorulan sorulara da cevap ermem gerekiyor… Hemen İngilizce kursuna giderek, İngilizce öğrendim. Öğrendikten sonra da ilk lokasyonum Rusya oldu. Çünkü, Igor Khonin gibi Türkiye’ye de  gelmiş isimler oradaydı ve en yakın lokasyon orasıydı. Ben de oraya giderek Igor Khonin’den eğitim aldım ve bunu hiçbir markanın desteği olmadan, tamamen kendi imkanlarımla yaptım.

Fakat Igor Khonin’den aldığım eğitimler de beni kesmedi. Kendisi tek bir teknik üzerinden sarışınlığı elde eden bir koloristti ve ben bu tekniği nereden öğrendiğini merak ediyordum. Araştırmalarım sonucunda, Igor Khonin’in  Brezilya’daki artistlerden eğitim aldığını ve oradan beslendiğini öğrendim. Bunun üzerine O’nun eğitim almış olduğu yerlerle iletişime geçerek, Brezilya’daki en iyi beş artistin yer aldığı Mega Curso’da  eğitim alma kararı aldım. Oradaki eğitime katıldıktan sonra, Romeo Felipe’nin sosyal medya  gücünün çok baskın olduğunu gördüğüm için onunla da konaklama- eğitim amaçlı anlaştım ve salonunda 3-4 gün boyunca Felipe’nin çalışmalarını izledim. Kendisine sormam gereken sorular oldu ve bunlar için bir tercüman tuttum. Orada bulunup her şeyi gözlemleme şansı bana çok fazla şey kattı.

”Bu eğitimleri aldıktan sonra da kendi salonumda her şeyi unuttum.”

Romeo Felipe, genelde trend eğitimleri verir ama temeli ve sistemi çok sağlam olan bir artist. Ve ben de bu güçlü temeller üzerine kurulmuş salona, işe yeni başlamış ve işi hiç bilmeyen biri gibi gittim.

Başından sonuna kadar  olan tüm teknikleri, boya sürüşlerini ve ayrımları benimle paylaştı. Ve bu paylaşımlar, benim Brezilya sarışığınlığını elde etmemi sağlayacak temelin oldukça sağlam oturmasını sağladı. Bu konuda çok şanslıydım.

Bu eğitimleri aldıktan sonra da kendi salonumda her şeyi unuttum. Yani geçmişte öğrenmiş olduğum her şeyi unuttum. Ve orada öğrendiğim her şeyi; hiçbir şekilde sırasını şaşırmadan, atlamadan uyguladım. Tabii bunu yapabilmek için söylenenleri kaydettim, resimlerini çektim, gelir gelmez hepsini bir araya topladım. Çünkü unutmamam gerekiyordu, sırasını şaşırdığımda teknik ve trend başka bir yöne kayacaktı. Bunu bildiğim için formülü harfiyen uyguladım.

Neden bu aldığınız eğitimlerde marka desteği istemediniz?

Çünkü; marka destekleri genelde tatil odaklı oluyor ve görsel şov odaklı eğitimler düzenliyordu. Bu beni pek  tatmin etmiyordu. Her zaman söylediğim şey  ‘’ Temeli olmayanın, trendi olmaz.’’ Ve bunu birçok markayla da paylaştım ve birçok kuaförün de aslında sevmiş olduğu tatil konseptlerini reddererek, kendi imkanlarımla bu artistlere ulaşmayı tercih ettim.

Türkiye ve yurt dışındaki teknikler arasındaki farklılıklar neler?

Aslında bizde olmayan hiçbir şey yok. Sadece yerleri değiştirilmiş…  Yani 1-2-3 ise  3 ile 2 karışmış, biri başa geçmiş diğeri sona geçmiş… Onların hepsini yerine koyduğumda aslında çok farklı olmadığını gördüm.

 Biz zaten çok ilgili müşterilere sahibiz, en iyi ürünlere sahibiz, en iyi salonlara sahibiz. Yani Türk kuaförünün  aslında sadece tekniği zayıf. Sonuç odaklı kuaförlük anlayışımız var, yani müşteri; kimin saçını isterse, onu verebiliyoruz. Ama ikinci seferde aynı saçı veremiyoruz. Doğrudan sonuç odaklıyız. Birçok yerde birçok ülkede aslında bu tamamen teknik odaklı. Teknik odaklı olan bir insan, aynı saçı 100 kişiye de yapabilir ya da yıllarca aynı saçı yapabilme şansı bulur. Farklarımız buydu ve ben de bunları hayata geçirdim.

Şimdi ben size gözlemlemiş olduğum bir servisten kısaca bahsetmek istiyorum; kapıdan müşterileriniz giriyor, girer girmez bir konsültasyon sürecinden geçiyorlar. Bu süreçte sarı saç isteyen, omre-balyaj isteyen müşterilere test uygulanıyor ve bu test yapılmadan hiçbir ombre-balyaj işlemi yapılamıyor. Bu nedenle test sonucunda çıkan açılma derecesine uygun saç renkleri belirleniyor ve istenilen saç rengi buna uygun ya da uygun değilse,  müşteriyle paylaşılıyor ona göre bir hizmet veriliyor. Bizde ise her talebe olur mantığıyla bakılıyor ve saç gün sonunda yıpranmış bir hale geliyor. Bu nedenle bu test çok önemli. Diyoruz ki; müşterinin zamanı yok, o yok, bu yok… Bir sürü bahanemiz oluyor.

Oysa ki müşteriyi randevusundan yarım saat önce salona davet ediyoruz, asistanlarımız ya da ekip arkadaşlarımız hemen bir tutamına test uyguluyor, sonrasında da kendisiyle hangi saç tonunu istediğini ve olup, olamayacakları paylaştıktan sonra, müşteri kendi onayını verdikten sonra herkes mutlu olmuş oluyor. Çünkü müşteri istediği saçın nasıl çıkacağını biliyor, kuaför ne yapacağını biliyor  ve iki taraflı bir memnuniyet sağlanmış oluyor. Hiç kimse birbirini kandırmamış oluyor ve müşteriyi bir sonraki servise daha güvenli hazırlamış oluyoruz. Bu en iyi yapılan şeyler arasında.

Bir de bu esnada tabii ki ürün çok iyi bilinmeli, teknik çok iyi bilinmeli. Sonrasında şekillendirmeydi, fotoğraf çekimiydi her şeyin çok iyi kullanılması gerekiyor. Bugün elimizdeki bütün materyalleri, sırasını bilmediğimiz için, bir kere yanlış kullanım sonucunda onu kötü sandığımız için ürünleri kullanmıyoruz. Bunlara bir örnek ise amonyaksız boyalar. Onları çok fazla hayatımıza geçiremedik ama bu yıldan sonra amonyaksız boya kullanımı çok artacak. Bunun sebebi de doğru ürünü doğru yere kullanmaya başlamamız. Yapılamayacak hiçbir şey yok, her şey yapılabilir, her şey elimizin altında var. Ama en önemlisi temel diyorum…

Brezilya ombre balyaj nedir?

Aslında Amerika’yı yeniden keşfetmiyoruz. Türkiye’de match’in röfle olduğu, röflenin  balyaj olduğu, balyajın da  ombre olduğu bir  geçmişimiz var.  Brezilya ombre-balyaj bu yıllara uyarlanmış, modernize edilmiş, yeniden tasarlanmış hali aslında.

Çok büyük fark yok ama temeller farklı. Daha çok kontur dediğimiz, güçlü yüz çerçevesi odaklı çalışılan bir balyaj. Zaten bugün koloristlerin ünlü olmalarının nedeni, kontura ağırlık vermeleri. Birçok trendde de gördüğümüz gibi konturlar güçlü olduktan sonra, saç kişiselleştirilmiş olarak geri dönüyor ve bu da birbirinden farklı düşüşler ve birbirinden farklı saçlar  ortaya çıkarıyor. Bu da hem müşterileri hem de bizi çok mutlu ediyor. Yani yurt dışı ve Türkiye’de yapılan işler arasında çok az fark var ama temel çok önemli.

Sizce Türkiye’de uluslararası standartlarda kuaförler var mı?

Bizden öncekiler durumu çok iyi idare ettiler ve gençler de çok başarılı. Ama şöyle başarılı; Türkiye’de uluaslararası kuaförler anlamında saygın ve workshoplar veren, artık dünyaca trend olmuş, daha çok ombre-balyaj alanında başarılı kişiler var. Ama çok büyük kitlelere hitap eden, çok büyük bir kolorist veya artist bence henüz yok. Ve inşallah yeni yetişen arkadaşlardan bunlar çıkar ve Türkiye’yi çok iyi temsil ederler.

Herkes bunu yapabilir. Yurt dışındaki artistlerin yaptıkları, bizim yaptıklarımızdan farklı değil. Onların teknikleri var ve ürünleri kullanılması gerektiği gibi kullanıyorlar. Tabii ki yaptığımız saçlara kendimizden bir şeyler katmalıyız ama bunu teknik anlamda değil, yaratıcılık anlamında yapmamız gerektiğini unutuyoruz.

Aslında formül sadece yaratıcılığı gelişmek…

Aynen öyle. Yaratıcılık alanında biz güçlüyüz ama teknik anlamda zayıf olduğumuzu düşünüyorum.

Verdiğiniz eğitimlerden biraz bahseder misiniz?

Eğitim vermek en büyük hayalımdi.  Türkiye’deki dünyaca ünlü artistler gibi bir artistin çıkmasını çok istiyorum ve bunlardan birinin de ben olmasını şöyle istiyorum; içlerinde yaşadığım için bunun çok zor olduğunu, gözde büyütülecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. Sadece anlamak, anladığını anlatmak ve sonucu mükemmel bir şekilde tekniğe ve sisteme bağlı kalarak başarının çıktığını gördüğüm için bunun çok kolay olduğunu düşünyorum. Ama bu eğitimler öncesinde bana bunu sormuş olsaydınız size şunu derdim; nasıl olacak bu derdim,  korkardım, bir yaptığımı ikinciye yapamayacağım endişesini taşırdım. Ama şimdi böyle bir şeyin mümkün değil.

Gündemimizde bir coronavirus var biliyorsunuz. Biz de salonların konuyla ilgili alması gereken önemler hakkında yakın zamanda bir makale yayınladık. Siz  ne gibi önlemler aldınız, salonlara neler önerirsiniz?

Evet, ne yazık ki gündemimizde böyle bir sorun var. Ama neyse ki Türkiye’de henüz böyle bir şeye rastlanmadı ve inşallah da rastlanmaz. Salonlarda ise hijyen zaten oldukça önemli bir konu ve biz de olması gerekenden fazlasını yapıyor ve  her anlamda fazlasıyla titiz davranıyoruz. Yıkama yerleri olsun, laboratuvar olsun,  tuvaletler, lavobalar, koltuklar, araç gerekler olsun hijyene son derece önem veriyoruz ve bu zaten her zaman olması gereken bir şey. Ve biz de diğer insanlar da böyle olaylar karşısında daha fazla bilgileniyoruz ve daha fazla önlem alıyoruz. Zaten artık eskisi gibi kötü salonlar da yok… Salonlar artık daha modern, daha rahat temizlenebilir hem de daha rahat ışık ve havayla temas eden ortamlar olduğu için biz de bu doğrultuda doktorların ve konuyla ilgili bilirkişilerin uyarılarını takip ederek, alınması gereken önemleri yerine getiriyoruz. Çünkü bu son derece hassas ve önemli bir durum. Ama ben umuyorum ki ülkemizde böyle bir salgın olmayacak, Sağlık Bakanlığı da bu konuda oldukça duyarlı.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Türk kuaförü olarak bizlerin, şunlara dikkat etmesi gerekiyor; kadınların başının üstünde yer alıyoruz ve bu bizim tüm prestijimiz, Türk kuaförünün prestiji ve geldiğimiz noktanın göstergesi. Bu nedenle meslektaşlarıma önerim; teknik anlamda bilgilerini paylaşmaları ki; paylaştıkça yanlışların doğruya döndüğü bir dünyada yaşıyoruz. Bütün bilgi ve birikimlerini ekipleriyle, meslektaşlarıyla paylaşsınlar. Bu sektör, bu şekilde çok daha iyi bir yerlere gelecek. Eskiden böyle paylaşımlar yapılmazdı ama şimdi herkes ufak ufak egosuz bir şekilde kendi ekibiyle ve meslektaşıyla bu paylaşımları yapabiliyor, sorular sorabiliyor, cevaplar alabiliyor. Bu çok önemli, çünkü sektör bu şekilde gelişiyor ve bu şekilde gelişmeye devam edecek. Herkese bir şeyler öğretebilmenin, paylaşabilmenin üzerine gitmeliyiz.Türk  kuaförünün vizyonu, bugün Avrupalı kuaförün vizyonunundan aşağı kalır olduğunu düşünmüyorum ve eksiklerimizi gidererek mesleki anlamda onlardan daha ön planda olabileceğimize inanıyorum. Bu nedenle paylaşım her zaman çok önemli.