Bir başarı öyküsü: Ahmet Çoban

Başarının yaşı yoktur!

Genç yaşta sektörde büyük başarılar elde ederek ismini duyuran Ahmet Çoban konuğumuz oldu. Çoban, bizlerle kariyer yolculuğunu paylaşarak ilham veren başarı öyküsünü anlattı. İşte sizin için hazırladığımız keyifli röportajımız:

hairistcomtr: Bize kısaca mesleki geçmişinizden bahsedebilir misiniz?

Ahmet Çoban: 30 yaşındayım. Sektöre 13-14 yaşlarında başladım. Mesleğe ilk başladığımda işimin ne olduğunun tam olarak farkında değildim. Tüm meslektaşlarımızla ortak bir süreçtir bu. Askere birkaç sene kala kuaförlüğün ne olduğunu tam olarak algıladım. O zamandan beri insanlara güven veren bir tavrım vardı. Beceremesem de insanlar bana bir şeyler yaptırmak istiyordu. Ben şu anda 18 yaşındaki bir çocuğa bir fön için bile veremezken, o zamanlar beni kesim için zorluyorlardı. Yapıp yapamayacağımı sorgulamadan, vermiş olduğum o güven ve frekans sayesinde, insanlar bana saçlarını emanet ediyorlardı. Askere gidene kadar bir salonda çalıştım. Sonrasında askerlik süreci başladı. Askerdeyken de kuaför olmuştum. Orada da tercih ediliyordum ve bu durumdan dolayı gayet mutluydum. Müşterilerimi hep mutlu etmeye çalışıyordum ve mutlu etme isteğim hâlâ devam ediyor.

Askerden döndükten sonra iki sene kadar Kağıthane’de iki arkadaşımla bir salonda çalıştım. Aslında standart bir kuaför kadar çalışabiliyordum ama ‘‘Madem bu kadar mesai yapıyorum, giderim ve MOS’ta çalışırım.’’ dedim. 2007 yılının sonuna doğru MOS’a başladım. Asistan olarak beni işe aldılar. Altı ay sonunda orada kendi benliğimi oluşturdum. Bir buçuk sene sonunda ise salonda potansiyel sahibi personel oldum. Salonun birçok sorumluluğunu da üstüme aldım: Organizasyon işleri gibi. Toplam 3 sene orada çalıştım. İşten ayrılırken salonun hem potansiyel sahibi kuaförüydüm hem de o salonun yükünü en çok kaldıran isimlerdendim. Çünkü salonu çok sahiplenmiştim. Hiçbir derdim de yoktu fakat evlendiğim için ufak bir zam talebinde bulundum. Kabul etmedikleri içinde işi bırakmayı tercih ettim.

hairistcomtr: Makas dönemiyle ilgili neler söyleyeceksiniz?

Ahmet Çoban: Kardeşim Makas’ta çalışıyordu. Onun sayesinde işleyişlerini az çok öğrenmiştim. Kendi salonumu açma fikri ise aklıma yerleşmişti. 2012’nin sonuna doğru Nişantaşı’nda elli metre karelik bir alana, bütün tezgahı, koltuğu ikinci el malzemelerle küçük bir Makas salonu açtım. Talep kendi işimi yapmaya başladıktan sonraki süreç içerisinde daha da fazla oldu. Zamanında üzerime aldığım bütün sorumlulukları hayata geçiriyordum ama kendi iş yerin olunca daha fazla sorumluluk alıyorsun ve benim sorumluluğum arttıkça işte başarımda artmaya başladı. Böyle bir özelliğim olduğu sonraki süreçte ortaya çıktı. Çünkü farkında olmadığım bir durumdu. Kendimi daha iyi ifade edebilir bir hale geldim.

Farklı iş kolları benim ilham kaynağım oldu. Yeme içme sektörü, inşaat sektörü vs… Bizim işimizle hiçbir alakası olmasa bile bana; hem işte uzmanlık alanları olması gerektiğini hem de her kuaförün kendi işinde, kendi yorumuna has özel isimler konumlandırması gerektiğini anladım. Benden başka bu durumu fark eden insanlar olsaydı, herhalde benzeri çıkışı yakalayan başka isimlerde olurdu.

Fark ettiğim şey ise: Müşteriye, ‘‘Size gölge yapalım.’’ dediğimde,  ‘‘Yok istemiyorum ben daha önce başka bir yerde yaptırdım çok pişman oldum.’’ cevabını aldım ya da ‘‘Işıltı yapsak mı?’’ dediğimde, ‘‘Ben ışıltı yaptırdım, hiç memnun kalmadım.’’ cevabını aldım. ‘‘Röfle’’ dediğimde de aynı şeyleri yaşadım. Bunun sonucunda kullanmış olduğum terimlerin dünyadaki farklı isimleri araştırmaya başladım. Gölgenin Fransızca karşılığı olan ‘Ombre’ kelimesini kullanmaya başladım. Benim yapmaya çalıştığım şey; natürel bir baz ile koyu renklerden çok homojen bir şekilde açığa doğru geçişti. Ardından Instagram kullanmaya başladım: Müşteriye pazarlamaya çalıştığım servisi; gölge, röfle, ışıltı yerine gölgenin Fransızca karşılığı olan ombre olarak sunduğumda insanlardan çok pozitif bir tepki aldım. Fotoğraf çekmeyi ve paylaşmayı seviyordum. Kendim zaten şahsım adına bir hesap kullanıyordum ama iş için kullanmaya başladım. Bu benim için bir avantajdı çünkü Nişantaşı’nda çok fazla sosyal medya kullanan insan var. ‘I love ombre hair’ diye bir fotoğraf paylaştığımda, salonu beş kişi filan aradı. Ardından on, on beş kişiye çıktı bu sayı. O hafta şok üstüne şok yaşadım. Günlük ciromuz en az beş katına çıkmıştı. Buradan da saça kattığım yoruma kendi seçtiğim ismi koymam gerektiğini anladım. Çünkü yaptığım her tarzın, her dokunun kendine has bir ismi var. Ombre ile başladık ardından kırma, brushlight, sunkiss gibi servisler ekledik ve şu anda salonumuzda bunun gibi on on iki tane, müşterinin kapıdan içeri girer girmez isteyeceği servis adları ürettik. Bu servisler elli metre karelik salondan işimin deli gibi büyümesini sağlayan bir faktör oldu. Kendi yaptığımız tüm işleri isimlendirdik. Onlara teknik alt yapılar oluşturduk.

İşletme anlayışımda yeme-içme sektöründen şu şekilde etkilendim: Bir şef arkadaşım vardı. Otuz kişilik ekibi yönetiyor ve sorumluluğun sadece kendinde olduğunu söylüyordu. ‘‘Buranın şefi benim, çıkacak olan her sonuç beni ilgilendirir.’’ diyordu ve bana hep anlatırdı bunları. Ben ise ‘bunu kendi işimde nasıl ilişkilendiririm’in peşinde koştum ve ben birebir çalışan kuaförken, çalışmayıp ekibi çalıştıran kuaför haline gelmeye başladım. İnsanların becerilerini hissedip onların becerilerine göre salon içinde pozisyonlar oluşturdum. Birini renk uzmanı yaptım, birini kesim uzmanı yaptım. Zaten sektörde bu kısmen var ama tam hayatımıza geçmedi. Bu sürecin ardından 6. ayda Etiler’de ikinci Makas salonunu devraldık. Orada da çok güzel başarılı bir süreç geçirdik. Hem bir kurumsal markanın bir şubesini nasıl işletiriz, bunu çok güzel öğrendik hem de bir yerde bir hacim yakaladıktan sonra ikinci şubeyi de açarak o şubeyle nasıl başarı yakalarız, bunu çok güzel bir şekilde keşfetmiş olduk. Sonrasında ise Nişantaşı’nda da dolup taşan küçük salonumuz, bizi bir salon daha açmaya yönlendirdi. Bir üst sokakta yüz seksen metrekare yeni bir salon açtık. Kadromuz yüze yaklaşan bir sayıya ulaştı, müşteri ziyaretimiz aylık dört- beş bin, bazen altı bin kişiye ulaştı. Hem Makas için hem de sektör için çok özel bir süreç yaşadık. Günde ortalama yüz elli ziyaretin olduğu, kapılara kadar sokaklarda saç kestiğimiz, sokaklarda kuyruk oluşturduğumuz çok özel bir süreç yaşadık. Bunun sebebi; sosyal medya, çok iyi müşteri ilişkileri, çok iyi içerik üretme ve yaptığı işe çok iyi sahip çıkan bir sistem oluşturmaktı.

Sektörde birdenbire bütün meslektaşlarım; nasıl büyüme sağladığımı, hangi yeniliklerle sektöre kendi benliğimi taşıdığımı öğrendi. Tüm sektör muhteşem işler yaptığımı düşünürken, Makas markası bir önceki çalıştığım iş yeri gibi istediğim minicik bir zammı sert bir tavır ile karşıladı. Makas adı ile üç salon açmıştım ve çok yüksek bir potansiyel ile çalışıyordum. Benim orada yaptığım ciroyu İstanbul’da maksimum beş ya da on kuaför yapıyordu. Ben marka ile olan ilişkimde başarı basamaklarını teker teker çıkarken, markanın değeri yükselirken, sektörde birçok yeniliği insanlara kabul ettirirken, Makas markasının yöneticileri sürekli önüme taş koymaya, beni aşağıya çekmeye çalıştı. Sonucunda da dayanamayıp üç yıl sonunda ayrılmak istediğimi söyledim ve şimdi Garage markasını hayata geçirdik.

hairistcomtr: Garage?

Ahmet Çoban: Garage yüzde yüz benim markam ve Türkiye’de kendi ürününü hayata geçirebilmiş tek markadır. Organik ürünler olmasının yanı sıra dünyanın en prestijli organik sertifikalarından birinin sahibi. Makas’ta çalışırken ki süreçte de zaten yapmaya çalıştığım, yapmak istediğim bir şeydi. Araştırmasını, geliştirilmesini halihazırda yapıyordum. Garage ismi Makas’ta çalışırken ki süreçte, servislerime vermiş olduğum teknik terimlerden geliyor. Hep kendime özel terimler kullanmak zorundayım. Çünkü servisler başta olmak üzere hep kendi yorumumu, kendime özel isimlerle lansa etmem beni sektörde farklı hale getirdi. Herkes onarmak, yapılandırmak derken ben ‘tamir etmek’ terimini tercih ettim ve içeride sürekli tamir işleri yaptığım içinde insanlar bana sürekli derdi ki: Burası Makas ama ikinci adına tamirhane diyebilirsiniz. Tamirhanenin ingilizce karşılığı olan garage kelimesi buradan geliyor. Ayrıca on beş dilde daha aynı anlama geliyor. Evrensel bir marka ismi oldu ve ben isminden dolayı da markamın birgün dünyaya ulaşacağına inanıyorum.

hairistcomtr: Sektörün geneline baktığınızda sektör için ne düşünüyorsunuz?

Ahmet Çoban: Ben sektör için çabalıyorum, benim gibi çabalayan meslektaşlarım da var. Sektörde bir yükselme devri yaşanmış; MOS’ların, Kramerler’in olduğu zaman. Ardından bence her geçen gün tekrardan aşağı doğru inmeye başlamış çünkü sektörde hepsi belli bir hacmi yakalamış ve o potansiyeller olduğu yerde sayıyor.

Son on beş yıldır, sektörde bir heyecan ve yenilik yoktu. Ben 13 yaşından beri çalışıyorum. Sektörde kırık fönden başka yeni bir terim duymadım. Sektörde yenilik eksiği olduğunu düşünüyorum ve onun için sektör yerinde sayıyor. Belli başlı kuaförler olduğu yerde sayıyor, belli başlı kuaförlerse aşağıya doğru gidiyor.

hairistcomtr: Sosyal medya ve sektör ilişkisini nasıl tanımlıyorsunuz?

Ahmet Çoban: Türkiye’de sosyal medyayı ticari anlamda kullanan ilk kuaförüm ve birçok sektöre de ilham verdim. Sıfır PR ile nasıl iş büyür, nasıl dilden dile o terimler ulaşır, nasıl herkes benim salon içerisinde kurduğum lisanı öğrenir… Şu an Türkiye’de bütün kuaförler benim kullandığım bu terimlerden haberdar, Ahmet Çoban’dan haberdar. Türkiye’de sosyal medya kullanan ilk kuaför olduğumu da defalarca söylüyorum. Sosyal medya sektör için çok önemli. Türkiye’de bunu en iyi ilişkilendiren kişi ilk ben oldum. Benden sonra onlarca meslektaşım kendini ifade etmeye başladı ama o kullananlar arasında yılların markalarının yer almaması, hâlâ sosyal medyayı kullanmayan meslektaşlarımın olması bana çok anormal geliyor. Bu durumda yeniliğe adapte olamayan, yeni jenerasyona ayak uydurmak istemeyen kuaförlerin yavaş yavaş yok olacağını düşünüyorum.

hairistcomtr: Salonunuzda en çok hangi servisi vermeyi seviyorsunuz?

Ahmet Çoban: Türkiye’de yaptığı işi en iyi kalitede satabilen kuaförüm. Ben salonumdan her ne sebeple olursa olsun, mutlu kadın profili çıkartmayı seviyorum. Ben şu işi çok iyi yapıyorum diyemiyorum çünkü hakikaten bir yaptığım işi diğerinden ayıran bir şey yok. Hepsinden parça parça yapıyorum. Ben işimi; iyi dinleyip, iyi konsültasyon ve analiz yapıp karşımdaki insanın istediğini vermeye çabalayarak yapıyorum. Zaten bu onu mutlu ediyor. Gelen müşterinin salondan mutlu çıkması için ne gerekiyorsa ben onu yapmaya çalışıyorum.

hairistcomtr: Kuaförlük haricinde bir de kendi kahve markanız ve kafeniz var. Biraz bu konudan da bahsedelim.

Ahmet Çoban: Salonumda kahvenin çok büyük bir önemi var. İyi saç yapmanın yanı sıra müşterilerimi mutlu etmek için iyi ağırlamaya çalışıyorum. Onlarla en iyi kahveyi buluşturdum. Elli metrelik salonumda bile bu böyleydi. Neredeyse salon yatırımının yüzde onunu kahve bölümüne yatırdım. Bir kuaför için büyük bir rakam. Salonumda ücretsiz bir şekilde yirmi çeşit kahve ikram etmeye başladım. Çünkü ikram konusunda salonumda kesinlikle sınır yok.

Benim salonlarımda kahve çok güzel bir değer oldu ve ikram etmeyi sevdiğim şey günün birinde benim alternatif işim haline geldi. Meslekte çok fazla arkadaşım ‘‘biraz daha çalışıyım 5 sene sonra kafe açacağım gibi’’ diye hayaller kurar. Ben bu hayalleri; sıhhatim yerindeyken, ekonomim yerindeyken, genç ve dinamikken gerçekleştirmek istedim. İsmi de şuradan geliyor: Sosyal medyada ‘ç’ harfini kullanamadığımız için Ahmet Coban olarak hesap almam gerekiyordu. Türkiye’de çok fazla Ahmet Çoban olduğu için ben Ahmet Cobain olarak almayı tercih ettim. 16 yaşından beri bu böyleydi. Tercih edilen kuaför olduktan sonra Ahmet Cobain baktım ki marka oluyor ve sektörde de bu isimle anılıyorum. Coffee Bain’i de buradan türettim. Ayrıca Bain Fransızca banyo demektir. Anlamı 'kahve banyosu' olmuş oldu. Coffee Bain; Nişantaşı’nda şu an en çok ziyaret alan kahve markalarından biri oldu ve bu da benim için büyük bir gurur kaynağı.

Salonumda şu an hem Coffee Bain’in köşesi var hem de Garage var ve ikisi mix halde. Ticari olarak salonumda kullanmıyorum ama kahve içmeye ve tatlılarımızı yemeğe gelen müşterilerimiz var. Bu marka da kendi alanında oldukça tercih edilen bir marka haline geldi.

hairistcomtr: Yeni yetişen kuaförlere vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Ahmet Çoban: Yeni yetişen gençlere şöyle bir tavsiyem var: Kesinlikle heves kırıklıklarına girmesinler. Kesinlikle benim yaşım gelmedi, en az otuz beşi beklemeliyim gibi düşünmesinler. Ben yaşımın küçük olmasından dolayı sürekli baskı görüyordum. Ta ki o dev gibi kadroyu yönetene kadar. Kimse kesinlikle başkasının söylediği olumsuz yorumlara aldırmasın. Önce kendilerini keşfetmeye çalışsınlar. Eğer işi yapıyorlarsa, bu işte değer bulmaya çalışsınlar. Kesinlikle çaresizlik, usanmışlık üzerlerinde olmamalı. Ben hep kendi doğrularımla ilerlemeye çalıştım ve hep olumsuz yorumları değil olumlu yorumları örnek almaya çalıştım. Sektörde iyi bir örnek teşkil ettiğimi düşünüyorum çünkü yirmi altı yaşında kendi işimi yapmaya başladım. Otuz yaşına gelmeden üç salon, yeni bir kuaför markası ve ayrıca yeni bir kahve markası oluşturdum. Onlarda kesinlikle kendilerine inanıyorlarsa vazgeçmesinler.

Ahmet Çoban'a samimi paylaşımları için teşekkür ediyor, çalışmalarında başarılar diliyoruz.

Bilginin daha ulaşılabilir olduğu günümüz teknolojisinde kuaförlüğün dijital ortamdaki haber kaynağı hairist.com.tr’nin resmi

 mobil uygulaması Android ve IOS işletim sistemli akıllı telefonlarda!  

İndirmek için tıklayın:   

 

https://play.google.com/store/apps/details?id=com.mobiroller.mobi9450942228

 

https://itunes.apple.com/tr/app/hairist/id982145975

 

Paylaş
Önceki İçerikLüks Zirvesi
Sonraki İçerikWeave Koleksiyonu